İNSAN DEĞER BİLİNMEK İSTER

İnsan değer görmek,önemsenmek,varlığının ve yaptıklarının görülmesini isteyen bir varlıktır.Bunu görürse daha güzel işler yapmak için çabasını artıracaktır.

Bunun dışında toplumsal alanda,kurumsal alanda,kişisel alandaki ilişkilerinde yok sayılan önemsenmeyen kişi bu duygunun yarattığı öfke ve nefretle baş etmek zorunda kalacaktır.Zorunluluklar gereği baş eğen kişi karşı tarafa içten içe kızarken,ona gösterişsel bir yakınlık,büyüklük atfetme değerli gördüğünü göstermeye çabası içine girer.Bu değersizlik duygusunun yarattığı hasarı büyütmemek için bir savunma mekanizmasıdır.

Eşi tarafından değersizleştirilen kadın “ben anayım”moduna girer.Evde hiçbir iş için yardım istemez.”Ben olmasam bunlar aç kalır “der.Eşine içten içe kızar ama başkasının yanında güzel sözler söyler. Çocuklarına yönelir. Kendini değerli görüldüğü anne lik durumuna adar.Bunun dışındaki duygulara uzak durur.Çünkü o alanda değersiz hissettirilir.

Öğretmeni tarafından değersizleştirilen öğrenci öğretmene daha fazla hizmet ederek ona kendini göstermeye çalışır.

Devletten hizmet alamayan vatandaş “önemli olan devletin bekası,devlet var olsun da herşey olur gider “der..Oysa devlet vatandaşın gelişimi ve iyi yaşaması için kurulmuş bir sistemdir.

İşçi, işveren karşısında ses çıkaramaz. Ses çıkarırsam çocuklara ekmek götüremem der. O bana ekmek veriyor diyerek idealize eder. Oysa ekmeğini emeği sağlar.

Oysa herkes her şeyin farkındadır fakat zorunlu olduğu, muhtaç olduğu için de karşı tarafı yücelterek öfkesini dizginler.

Bu yaşananlar sonucunda içi öfke ve kırgınlık dolu, gülen yüz maskeli insanlarlar dolaşır etrafta..

Sonra hiç beklemediğiniz bir anda “karıncayı incitmez”denilen insanlar beklemediğiz bir davranışla karşınıza çıkabilir.Sebebi o ana kadar bastırdığı duygu yoğunluğudur.İçten içe yanan görmezden gelinen ateş bir anda parlamıştır.

Etraftan sessiz sakin kendi halinde efendi bir kişiydi.Nasıl bu duruma geldi.Ummazdık ,derler.Baktık ama görmedik ki..

Ersoyca.

SINIRLAR

Anne baba eş çocuk kardeş dostluk ilişkileri yakın ilişkilerdir.Böyle yakın ilişkilerde bazen kişisel sınırlar  aşılıyor,iç içe geçebiliyor.Bu insanın kişisel mahremiyetini yok edebilecek durumlar .

Ben hiçbir ilişkinin kişi mahremiyetini yok edecek kadar yakın olacağına inanmam. Ya da herkesin eşim dahil bir iç dünyasının olacağını bunu istemezse paylaşmak istemeyeceğini düşünür ve kabul ederim.

Kişi  bazı duygularının görünmesini istemeyebilir. Zayıflıkları vardır. Zaafları ,takıntıları olabilir.Kimseye zararı yoksa ilişkilere bir zararı yoksa iç dünyasında yaşamak isteyebilir

Bir insanın izni olmadan kişisel eşyalarını karıştırıp :Aaaa ben senin annenim, babanım kardeşinim eşinim deme hakkı olmaması gerektiğine inanırım.Böyle duruma karşılıklı anlaşma ile  rıza gösteren olursa saygı duyarım. Ben mecburiyetten, zan altında kalmamak, uğraşmamak için kabul edildiğini göz yumulduğunu düşünüyorum.Çünkü birçok insanın baskı sebebiyle hiç istemediği şeyleri istiyormuş gibi abarttıklarını biliyorum.

Kendi sınırlarımızı belirlemeli,başkasının da kişisel sınırlarına saygı göstermeliyiz..

.. ki ben gösteriyorum,gösteririm.Kim olursa olsun..Herkese..

Bu söz bir türküde geçer ve severim.. ..“Rızasız bahçenin gülü derilmez.”

Ersoy..

Yaşam Bahçendir..

Hayatın senin için bir bahçe gibi olmalıdır.

Öncelikle kendi sınırlarını belirlemen gerek.İsteyen istediği gibi dalmasın diye.

Temizleyeceksin sonra, taştan gereksiz asalaklardan.Sömürtmeyeceksin emeğini .

Neyi seviyor ve istiyorsan onu yeserteceksin bahçende.

Varından ürettiklerinden bir kısmıni vereceksin olmayana ki sepetin biraz bosalsın ki yeni ürün ekleyebilesin sepetine..Dolu bardağa su eklenmez.Sepete ürün konmaz.Yenilemek için bır kısmını boşaltman gerek.

Bu bahçeden öğrendiklerini senden sonrakilere isteyene öğreteceksin.

Her öğreti gelecekte var olacak ruhunuzdur.

Öğretirken sabırlı olacaksın.

Anlatmaktansa yapmak daha kolay demeyeceksin.Sabırla bekleyeceksin ..

Senden sonrakiler öğrenecek toprağa verdiğinin fazlasını alacağını.

Dolu başağın eğilecegini, buğday ekip mısır alamayacağını öğreteceksin.

Herkesin herkeste birazcık payı olduğunu öğrenecek gelecek nesiller.

Başkalarının bahçesi ile senin bahçeni kıyaslamanın fayda vermediğini ögreteceksin.Kendi bahçenle ilgilendikce huzurlu olacağını anlatacak goztereceksin.

Bilginin herkesten öğrenilebildiğini , kimsenin küçümsenemeyeceğini üreten calışan herkesin değerli olduğunu yaşayarak göstereceksin.

Hayat senin bahçendir.Kimsenin talan etmesine izin vermeyeceksin.

Sadece ona odaklanıp kendin için, gelecek için güzellikler yeşertecek bildiklerini öğretip huzurla gideceksin sonsuza..

Ersoyca

SÜRGÜN

Açtım kalbimin kafesini

Güvercin ürkekligi yaşayanlar

Çıksın diye korku esaretinden

Uykusuz gecelerin sûkutunda

Düştü gözümden

Titrek mum ışığındaki

Korkak silüetler.

Bizde yıkık yok

Yıkık ve viranelerde

Hep beraber ötsünler diye

Kovdum baykuşları

Kalp kafesimden

Şimdi hepsi sürgün

Yoka koydukları bende..

Taze sürgün veriyoruz

Kırdığınız her yerden.

Henüz bahar bile gelmeden..

Ersoyca.

Biz mi içerdeyiz,yoksa karşı mı?

PERDE ARKASI

Anlamak gerek ki Dünya da bir mağaza gibi.Önde bir vitrin.Arkada ne olduğunu göstermemek için bir perde.Perdenin arkasındakiler bize sadece görmemizi istediklerini gösteriyorlar.

Işıltılı dünyalar,sanki suç ve suçlu ile mücadele havası, futbol sadece güzel stadyumlarda varmış gibi,Tüm Dünya medyayla,TV proğramları,diziler, kültürel karmaşalarla,reklamlarla başka bir Dünya gösteriliyor.İnsanların zihni meşgul olsun.Konuları kurcalamasın diye.Mesala bir ülkede yüzbinlerce kurban yoksullara dagıtılsın diye kesiliyor.O ülkede neredeyse yoksul yok.Yanıbaşındaki ülkede açlıktan kırılan insanlar var.Bunlar sorgulansın konuşulsun istenmiyor.

Perdenin arkasındaki insanların istediği son şey,bilinçli,sorgulayan,düşünme yetisine sahip bir Dünya toplumu.

Bu yüzden sürekli magazin,medya,futbol,düzmece yaşam koşulları sunuluyor.Her dizide cebinde harçlığı olmayan gençler son model arabaya bindirilip, şık kıyafetlere büründürülüp, herkesin istediği zaman gittiği şirketi ve havuzlu villaları olduğu yaşamlar gösteriliyor.Ve dahası ahlaksızca ,zengin eş bulma,birbirine çelme takma komikmiş gibi sunuluyor.

Uyanmamız gerek.Bazı savaşlar silâhla olmuyor.İnsanlığınızı,kültürünüzü,etik anlayışımızı değiştirerek oluyor.Eski ve yeninin bağı koparılarak oluyor.

Hayatımızı yönlendirmeye çalışan,her şeyi günlük tüketime göre ayarlamaya çalışan bu perde arkası oyunlara dur demek zorundayız.

Eski güzellemeleri yapmakla değişim ve gelişim olmuyor.

Üzgünüm ki iyi şeyler olsa da çok az.

Ersoyca.

KÖTÜYÜM

Toplumda, Sosyal medyada herkes kendinin iyi yanlarını en iyi görsellerini paylaşır.Ben karsının delisiyim.Sizden ondan şundan bundan olmayanım.Boyum kısa.Yakısıklı,karizmatik değilim, Hiç olmadım.Paralı mıyım .O da yok.Bİr maaş dışında gelirim de yok.Mal desen elimde 2000 model bir araç var.

Ben ne yapabilirim?Cürmüm kadar yer kaplar o kadar yer yakarım.Fakat kimseye zararım olmaz.Sınırlarım vardır.Oraya herkesi sokmam.Gücüm ancak kendimi korumaya ve insanlarla olan yakınlığımı kendim belirlemeye yeter. Olsun .Bu bana yetiyor.

Canıtez, sabırsız bir insan olmama rağmen insana karşı o kadar sabırlı ve halden anlayan bir yapım vardır ki.Her zaman sakinligimi korurum.Sakinligin olayları kontrolde ne kadar işe yaradığını bilirim çünkü.Bunu gören bu sabrın bu anlayışın hiç bitmeyeceğini sananlar olur.Öyle yanılırlar ki..Ne kadar yükseğe cıkartmışsak ordan bırakıveririm.Bir an var ,bir kör nokta var.Oraya bırakır bir daha yüzüne bile bakmam, bir yudum su vermem.Yoktur benim için.Yanıbaşımda ölse dönüp bakmam.

Bilerek isteyerek kötülük yapmış birini sonra özür dilese pişmanım dese asla affetmem.Çocuklar ve eşim dışında ikinci bir şansı vermem.Bu kin ise evet kinciyim.İnsanlik dışıysa insan değilim.Fakat neysem oyum.

Toplulukta bir kurala karar verilmiş ise uymayanin sözle davranışla canını yakarım.Kendimi de eğer uymazsam kendimi de cezalandırırım.Yapamayacaksan söz vermeyeceksin

Bana yaşatılana karşı sertlesirim.İnsana inanmayı güvenmeyi çoktan bırakmış biriyim.Kötü müyüm ? Olabilir.

Servisi kaçıran öğrencimizi köyüne kadar götürüp teslim ettiğimiz de oldu görevim değildi.Fakat o çocuktu.Hata yapabilir.Yetişkin yetişkin gibi davranmalı.Ben nasıl iyi davranış,iyi insan olma çabası içinde çırpınıyorsam herkesten bunu bekliyorum.Görmezsem insan yerine koymam.

Er

GELİNCİK

İnsan tanımak yoruyor artık .Yeni tanımalardan uzak durmaya çalışırım.İnsandaki değişim, söylenen ile yapılan arasındaki uyumsuzluk çıkara göre değişen düşünceler,çifte standart, bazı konulardaki bağnazlıklar,insanlara mesafe koyma davranışı geliştirdi bende.Onlar da benim tersliğime,tahammülsüzlüğüme katlanmasınlar istiyorum bir yandan.Garip bir zaman yaşıyoruz.Bizim yasamımızın büyük bölümü çocuklar ve meslektaşlar ile güven ve sevgi ortamında geçti.Bu yüzden zorlanıyorum insan tanımalardan.

İnsan tanımak kendini tanımak aslında.Ne seviyorsun,ne istemiyorsun,kimlerle beraber olmak istiyorsun ..Anlıyorsun..

Bir insan çıkar karşına.Onun temiz kalışını, çabasını,samimiyetini görür tüm yargılarından arınırsın..Aradan zaman geçer hep aynı kalır.Samimiyeti içten yaklaşımı, çabaların değişmediğini görür bırakamazsın.Onunla konuşurken yorulmazsın.Kibir bencillik görmezsin.Böyle birini tanımak iyi gelirVarlığı hâlâ güzel insan kalınabildiğini anlatır insana..İşte biz böyle Dünya nin tüm karmaşasına rağmen kendi kalabilenleri seviyoruz.

Gelincik çiçeği

Onlar bir kır çiçeğine GELİNCİK e benziyorlar.Gelincik çiçekleri hiç kimseden bir yardım görmeden bir kenarda durur.Neler yaşar bilinmez soğuğu ayazı çeker, üstüne basılıp geçilir belki de.Kendi çabası ve direnci ile ayakta kalır.O gelincik ise vakti geldiğinde öyle güzel açar ki.. Çoğumuz hayranlıkla izleriz.Kimseyi rahatsız etmeden, kendi yara alsa bile, kendi yolunda,kimseyi kırıp dökmeden sabrederek güzelleştiriyor bulunduğu yeri.

Bu sebeple bazı insanlar kendi kalabiliyor bir gelincik gibi.İyi ki varlar.

Çünkü günümüz dünyasında kendi olup kendi kalabilmek büyük başarı..Biz de böyle olanlara yakın durmaya çalışıyoruz izin verirlerse..Bunu başarabilenleri de saygıyla sevgiyle yaşamımızda tutmaya çalışıyoruz..Seviyoruz onları..Bir gökkuşağını sever gibi.Alıyla moruyla .Sarısıyla mavisiyle.….

Er.

ÖĞRETMENLİK LÜTUF DEĞİLDİR! ULUSAL GÖREVDİR…

Öğretmenlerde gördüğüm yanlışların beni ögretmenlikte doğruya götüreceğini düşündüm.

Benim bazı farklı öğretmenlerde gördüğüm yanlışlar şunlardı.

1-Kendini vazgeçilmez gibi görmek.

2-Ders anlatmayı görev değil lütuf sanmak.

3-Dersi zayıf öğrenciyi aşağılamak

4-Tebeşirli elini öğrencinin saçına silme

5-Asarım ,atarım vurmak vb

6-Yatılı okulda evimiz olan odalara çıkartılmamak..

Ben birey olarak eksikliğim olan utangaçlığımı yenmeme yardım edecek bir tek özel çaba görmedim,yaşamadım.

Lise yıllarımı hiç saymıyorum bile.. İsimleri bile anımsanmıyor.

Ortaokuldan hatırladığım 2-3 öğretmen..

İlkokuldan sadece sınav zorlamaları..Ve vurma.Ders saatinde olmayacak görevlere yollama.Para kooperatif işleri, Cumartesi balığa gidecek öğretmen öğrencisini balık yemi tutmaya yollardı.

Kazanacaksın,kazanacaksın,yapacaksın, sözleri..Amaç filanca öğretmen şu kadar öğrenci kazandırmış olsun.

Bir kere resim yaptığımız,şarkı söylediğimiz,sınıfça eğlendiğimiz aklımda yok..

Kitap okuma,günlük yazma gibi becerielrimi harekete geçiren H.A.B öğretmen,Beni yüreklendiren Beden Eğt.öğ.Ali öğ. gibi iki üçü geçmez bize katkı yapan öğretmen..

Öğretmen olmak sadece sınav hazırlığı veya ders anlatmak değil.Kafadaki kalpteki kıvılcımı ateşe çevirmek..Çocuğun kendindeki becerileri tanımasını sağlamak..Eksiklerini tamamlamasına destek olmak Eşit,adil,güvenli,sevecen ,anlayışlı olabilme çabası..

Bunlar yoksa ezber konu  anlatıcısı..

Tahtaya yazıyla doldurup daha bitiremeden ve bir şey anlatmadan sınıftan çıkan öğretmen olur mu?   Gördük..

30 kişilik sınıftan 5 kişi sınıf geçebiliyorsa tamamen öğrenci mi suçlu?

Öğretmen yetiştirmek farklı olmalı..Kişisel özellikler çok özel olmalı.Nasıl askerlikte her isteyen özel kuvvetlere giremiyorsa öğretmen seçimi özel olmalı.

Arkadaşlarımdan ve spordan öğretmenlerden öğrendiğimin çok fazlasını öğrendim.

Ben böyle olmamak, İyi iz bırakabilmek, yaşadıklarımdan farklı olmak  için çok çaba harcadım .Umarım becerebilmişimdir.

İyi dönüşleri, kolay söylüyorlar da, eski öğrencilerimden eksiğimizi söyleyen  olmadı. Olmasını isterdim. En azından bir özür dilerim. Hatamız  olmaz mı? Yapmışızdır .Bile isteye olmaz ama eksikliğimizden, yetersiz ve bazı konulara vakıf olmamaktan olmuş olabilir.. Doğru bildiğimiz ısrar ettiğimiz yanlış bilgimiz de olabilir. Dönüt olmayınca bilemiyorum.

Bazı yanlış işler mevzuat gereği de uygulabiliyor. Yarışmalar ,bayramlarda saatlerce bekletmek gibi.

Bir günü hemaset yapma günü ayırır düzenleyiciler. Anneler günü gibi vd.Bugün de o günlerden bir 24 Kasım.

Ersoy Öğretmen

Bir öğrencim büyüyüp yıllar geçince şunu demişti beni çok mutlu etmişti..”Biz Ersoy Öğretmenin öğrencisiyiz demek bizi gururlandırırdı “

İlk Yıllar Köprülü Göle Ardahan

Son Yıllar İnebolu bir piknik

Manipülasyon

İnsanların gerçek yüzünü görmek,sizin hakkımızdaki düşüncelerini, planlarını,niyetini ve kendisiyle ilgili atmak istediği adımları ve girişimleri öğrenmek için onların yanında zekanızı göstermeyin.Bu konularda hiçbir bilginiz yokmuş gibi davranın.Ne söylerse hayretler içinde ve o çok bilgiliymis gibi takdirle dinleyin.İstediginiz bilgiyi elde edersiniz ,en azından çok büyük bir bölümünü..

Çünkü insanlar akıl vermeye,bilgili görünmeye hele ki kendinden az bilen birini düşünce ve zekâ olarak ezmeye eğilimlidirler.Siz bu zaafı kullanarak ilerleyebilirsiniz.

Siz ise aldığınız bilgilerle sessizce yola devam..😀 Vakti geldiğinde tek bir söz söyleyin.ŞAH!

Bunu etik bulmayan olabilir.Herkese yapılsın da demem.Cok az olması dileğiyle..Gerekebilir.

Ersoyca.

20 KASIM

İnsan yaşamında sosyolojik doğumlar yeni bir sen olma günleri vardır.Okul bitirme,işe başlama,askerliğin bitmesi,evlilik, çocuğunun olması gibi.Bu durumlar insanı yeni bir benlige, yeni bir kimliğe kavuşturur.

20 Kasım da benim ilk öğretmenliğe başladığımız gün.O günden sonra hiç özguvensiz,korkak, sıkılgan olmadım.Kendine güvenen kimseye muhtaç olmadan yaşam kurgulayacak bir gençtim artık.Çocuklara bilgi, beceri sunacak, örnek bir kişilik olacaktım.Üzerimizdeki bu sorumluluk duygusu bir anda bizi çocukluktan çıkardı.İşte sosyolojik doğum böyle bir şeydi.Artık kimsenin ne dediği ne düşündüğü dedikodusu vb umrunda bile olmuyor.

O günlerde çok eksiğim varmış.İletisim becerilerim okul arkadaşlığı düzeyindeydi . Arkadaşlar yardımı ile onu düzeltmeye başladım.Mesleki eksiklerim vardı.Büyüklerin kapısında bekleyip sordum öğrendim hiç rahatsız olmadım.Aslinda öğretmenlik gerçek bir öğrencilik.Her çocuğun size bir kitap bir ansiklopedi olacağını,her veli ve ailenin bir okul olduğunu her geçen gün daha çok hissettik.Bunlar üstüste konunca birkaç okul bitmiş gibi olunuyor.

Yaşamımız hep tertemiz çocuk kalplerinin ve öğretmen atkadaşların içinde geçti.İnanılmaz rahat ve huzurlu yaşamışız.Mesleği bırakınca anladım.Dıştaki yaşam kurtlar sofrasıymıs.

Şimdi de onu öğrenmeye ona göre tavır almaya ve ona uygun yasamaya çalışıyoruz.Kıra döke öğreneceğiz.

Öğrenmenin sonu yok..

Ersoyca..

Köprülü Köyü Göle Ardahan Öğretmenlikte ilk yıllar

SEDİR AĞACI ve İNSAN

Toros Sediri

Sedir Ağacı benim çok ilgi duyduğum,kokusunu sevdiğim bir ağaçtır.Bizim yörede -Fethiye- sedire Katran ağacı denir.Ondan elde edilen sıvı ile hayvanlara ilaç bile yapılır.Kerestesini söylemeye gerek yok.

Dikkatimi çeken bir durumu da şudur Katran ağacı çevresinde başka ağaç bulunmaz.O Kendi florasını oluşturur.Hem böyle görkemli bir ağacın yanında olmak başka ağacın kapasitesini,zayifliklarini ortaya çıkarmaz mı?

İnsanlarda böyle değil mi?Güçlü karakterli, donanımlı insanlara da fazla yaklaşılmaz.Ne gerek var onun yanında zayıf kalmaya..Vasat sıradan olanın yanında olmak tercih edilir.Dilediği gibi hareket etmek, yerine göre kullanmak, yerine göre kendini büyük gösterme için kücümseyebilme için..

Ersoyca.