AY sadece AY ..

Gece mi ayı doğurur?

Ay mı geceye doğar?

Oysa yoktur birbirinden haberi..

İnsan anlam yükler.Ay geceyi aydınlattı der.Oysa ne ayın geceyi aydınlatmak gibi bir derdi vardır.Ne de gecenin aydınlanmak gibi bir derdi.Aydınlanmak isteseydi gece olur muydu?

Herşey bizim anlam yüklememizde..

Bazen yaşam içinde de hiç anlamsız şeylere öyle anlamlar yükleyerek agirlastiriyoruz ki..O ağırlığın, kendimiz var ettiğimiz ağırlığın altında yine kendimiz eziliyoruz.

Bazen herşeyin göründüğü kadar olduğunu unutuyoruz.

Ersoyca..

Ay ..

KOKU (Deneysel bir yazı-Bir Kişisel Bakış)

Bazı doğa olayları bize yol gösterir. Çözüm anlam ve karmaşa herşeyi doğadan anlayabiliriz.

Yaşamını devam ettirebilme doğadaki en temel duygudur.

Varlıklar bunu devam ettirebilmek için çeşitli yollar geliştirir. Çalı vb nin dikenli olması,çevreye renk uyumu ,Kelebek desenlerinin vahşi bir hayvana benzemesi gibi.

Bir de KOKU var.Koku duygusu insanı da koruyan duygulardan birisidir.Gaz kaçağını vb duyan insan kendini korur.

Ben kokunun sadece bununla kalmayıp mutlu ya da mutsuzluğunda bir insanla ilişkilerinde de etkili olduğunu düşünürüm.Yapay kokulardan söz etmiyorum parfüm vb.değil.

Her insanın bir çocukluk evi kokusu,okul kokusu iş alanı kokusu  gibi yerler vardır .Buralarda yaşanan iyi kötü zihne oranın kokusu ile birlikte yerleşir. Sonraki yaşamda o kokuya olumlu olumsuz yanları ile bir etkileşim olur.

Biraz daha ileri gidip şunu söyleyebilirim.Elbette bunlar kanıtlanmış durumlar değil. Benim kişisel bakışım..

Bir insan da istemediği sevmediği kişilerin yanında farklı koku yayar diyorum. Kendinden uzaklaşmasını istediği için.Ya da kokusunu sevmediği için uzaklaşır. Sevdiği açık olduğu güvendiği bir insanla karşılaştığın zaman vücudun kimyasal tepkisi güzeldir diye düşünürüm.Bazen sadece kokusu güzel diye bir insana yakınlık duyabilirsin.

(Parfüm sanayi Fransa nın kötü kokularını örtbas etmek için başladı. Şimdi insanların kendi kokularından kurtulmak için bir araç oldu.Ben bundan dolayı mutluyum.Kötü koku insanı insanlıktan çıkarıyor.Hele yaz günlerinde ..Toplu araçlarda vb.)

Benim söz ettiğim temiz bir insanın sabun kokusundan sonraki kokusu..Bana göre tamamen bana göre sizi seven biri yanınızda güzel kokar.Sevmeyen ise sizi uzak tutmak için kötü koku yayar.Bu biraz da duygu ile anlaşılabilir.

Ersoyca..

NEDEN BİLMEM

Anlamakta zorlandığım bir konu da şudur.Bir insan başkalarının yaptığı ettiği ,ne giydiği, nasıl yaşadığıyla neden ilgilenir ?

Amaç bir kıyaslama yapmak mıdır?

Sadece merak mıdır?

Kendi yaşamından uzaklaşmak mıdır?

Hiç anlamam.Ve böyle bir şey insanı yorar sanırım.

Bence kendine odaklanıp her konu ve alanda daha iyiyi nasıl yakalarımı düşünmek daha iyi olmaz mı?

Ersoyca .

HUZUR

İnsanlık yüzyıllar boyu aşka sevgiye şiirler destanlar yazmış adeta onu parlatmış neredeyse onun parlaklığından başka duygular görünmez olmuştur.. Elbette bu duygular etkileyici ve insan için değerlidir.Sözümüz yok.

Huzur, huzurlu olma,huzurunu koruma duygusu sevgi kadar güçlü bir duygudur.Huzur bozulmasın diye birçok aşktan sevgiden arkadaşlıktan dostluktan ortamdan vazgeçilmistir.Soylenecek söylenmemiş,duygular yok sayılmış hatta insan kendini yok saymış Kendi değilmiş gibi kendi olmadığı bir yaşamı sürmüştür.En basiti inanmadığı bir öğreti ya da dinin uygulamalarına katılmıştır.İstemediği doğru bulmadığı hâlde yaşadığı toplumun gelenek göreneklerine katılmıştır.

Hatta bazı insanlar huzurum kaçmasın,

duygusal zayıflıklarım görünmesin diye

inanmadığı düşüncelerin militanı bile olabilirler..

Huzurlu olma, huzurlu kalma duygusu birçok duygudan daha güçlü olmasına rağmen

görülmek istenmesinin sebebi:

içinde sahtelik, ikiyüzlülük,yalan,utanç barındırmasıdır.

Herkesin eksik ve tuhaflıklarının bilindiği ortamda herkesin herkese susması , görmezden gelmesi gibi..

Ersoyca..

ÖNCE İYİYİ GÖR..

Bizim toplumumuzda insanlar birinden bir şey aldıklarında, bir yakınlık gördüklerinde neden bunun mutlaka karşılığında bir şey yapmak deyim yerindeyse “altta kalmamak” çabasına Komşu bir tabak yemek getirdi geriye boş verilmez.

Boş verirse o gelen tabak gün gelir konuşulur.Çok görülmüştür.
Birçok olayla karşılaşıp canları yanmıştır.
En küçük kızgınlıkla sırlar ortaya dökülür. Geçmişte samimi olup ayrılınca arkadan konuşan atan bir sürü insan görmüş yaşamıştır.
Yapılan en küçük bir yardım ve iyiliğin az ilerde konuşulduğunu duymuştur.

İnsan karşısındakini kendi gibi bilirmiş ya aynen öyle davranılıyor.

Çıkarcı, alaycı,hödük,güvensiz..
İki insan iki laf edip bi çay içerse yakıştırma hazırdır.Bu şundan Karşı cins iki insan biraraya geldi örneğin çocuklardan söz ettiler.Hayır olmaz.Şudur..
Çeşitli unsurlarla ahlak, namus sözleri ile insanlar bastırılıp güya sözüm ona toplumun ahlakı korunur görünür.
İnsanın iyi yanları söylenmez, hatası yanlışı eksiği varsa anında önüne konur,üstelik “dost acı söyler” diyerek yalandan dost görünülür.
Dost acı söylemez.. Acıtmadan incitmeden söyler oysaki..
Beklentisiz yakınlık, iyilik ve sevgilere ihtiyaç var.Ön yargısız yakinliklara.Önce en can yakıcı aptalca düşünceleri öne koymaya değil.

Suçlamak

Yargılamak

Toplum önünde küçük düşürmek öncelik olmadan.

Anlayışı,güzel düşünmeyi önceliğe almak çoğaltıp yaymak zorundayız.

Toplumda soruyorsun kendini tek kelime ile tarif etsen ne dersin diyorsun.

Öne çıkanlar

Din

Irk

Ulus

Peki bu davranışların hiçbiri kendini tanimladigin değere uymuyor dediğinde KEM KÜM..

Sadece iç dünyalarını yansıtıyorlar ve bunun görünmez olduğunu düşünüyorlar.Yazık.

Bir an önce önce iyiyi doğruyu ve güzeli birbirinize yakıştırmazsak kötü kokular geliyor.
Hep birlikte çüreyeceğiz..
Ersoyca..

HEMDEM

Tanıdığım bir insanı hemen ön yargı ile harcamam.Fakat tam olarak güven duymadan kendimi bırakmam.Beni övmesi,duyarlıyım iyiyim vb sözleri beni etkilemez.Bir süre davranışlarını gözlemlerim bana karşı olanları değil tüm çevreye karşı.Yanlış varsa bir iki uyarırım değismeye çalışıyor mu?Yoksa herşey aynen devam mı ediyor.. Aynen devam ediyorsa kesin ve net bir dille kendisini istemediğimi görüşmeyeceğimi bildiririm.Benimle ilgisi olmadığı halde benim arkadaş olduğum insanlarla arkadaş olanlar vardı.Benim arkadaşım olan bizi bir araya getirmek istediğinde onunla olmak istemediğimi ve nedenlerini anlattım kırılmasın diye.Bu kadar detayı nasıl bilebilirsin o kişi hakkında bir kere bile bir araya gelmeden dedi..

Dedim deneyim. Ve bana düşmezdi konu olduğu için uyardım.Arkadaşlık et ama dikkat et dost olmaz dedim.Bir süre sonra uzaklaştılar.

İnsanın bazı kriterleri vardır.Onlardan bir ikisini bozsa bile biriyle birlikte olması acı verir.Gerek yok.

En güzeli herkes yolunadır.Burada bir farklı cins olayı yok.İki insan.

İki insan hemdem olamıyorsa uzak olmaları daha iyidir.

Hemdem ve hemhal olacağınız can dostlarınız olsun dileğiyle.Az ve öz olsun.Temiz olsun.İyi pazarlar..

Ersoyca.

SES DEĞİL KELİMELER GÜÇLÜ OLSUN..

Elbette konuşalım, anlaşırız.Belki de aynı düşünce ve duyguda da birlestiğimiz olur.Belki de dost bile olabiliriz.Fakat bağırıyorsun.Sen bağırarak konuştukça benim anlamam azalıyor, anlayamıyorum.Boyle konuşmak ta istemiyorum.Ağzından tükürükler saçılıyor.İğreniyorum.Yüzüne bakamıyorum bu yüzden.

Sakin sakin konuşabilir misin benimle ?Anlayabileyim seni.Dinleyebileyim.Epik şiir istemiyorum zorlanacak durum yok.Sadece sakin bir duygu ve düşünce aktarımı istiyorum.

Sesinin şiddetini yüzümde hissetmek istemiyorum.

Sözünün derinliğini gönlümde,kelimelerinin gücünü duygularımda hissedeyim.

Elbette konuşalım ama sesin şiddeti ile değil,kelimelerin gücü cümlelerin derinliği ile.Yoksa ben anlayamıyorum, dinleyemi yorum,boşuna konuşuyorsun.

Ersoyca.

KENDİ İŞİMİ BAŞKASINA BIRAKMAM

Ben kendi işimi kendim görmeyi ister ve severim.Bana karşı bile isteye tüm iyi niyetime,samimiyetime ve açık oluşuma karşı bir kötülük fenalık görmüşsem,bunu kadere,hayata havale etmem.Onlar benim koruyucum mu?Amann boş ver Allah a havale et demelere karşı Allah a hiç havale etmem.Kendi işimi kendim görüp sonucunu da alınca içim rahatlar.

Yok affetmeyen kendine zarar verirmiş falan filan bunlar kişisel gelişim adı altında topluma uyumlu,pasif ,sorun çıkarmayan tipler var etmek için uydurulmuş şeyler.Ben benimle ilgili olmayan konuları bilmem,yargilamam,sorgulamam.İlgilenmem.

Canımı yakanın da canına okumak isterim.Kötüysem kötüyüm.Acizsem acizim.Kim ne sıfat derse oyum.Ama ben buyum..

Ersoyca.

KİMSE VAZGEÇİLMEZ DEĞİLDİR..

Anne baba ebeveyn kural ve geleneklerine bağlı biri değilim.Çünkü bazı tutumlar zamana bağlı.O günün koşullarına göre değer buluyor.

Akrabalığı önemsemiyorum.Akrabalık benim seçimim olan bir şey değil..Ne olursa olsun, bu benim akrabam ağabeyim,yeğenim,kuzenim vb kabulleneyim demem demedim.Onlarla iletişimimi onların davranış ve karakterine göre değerlendiriyorum.Her iliskimde olduğu gibi.Seçme hakkımı kullanıyorum.Benim bir değer sistemim var.Ona uygun olmayana duvar örerim.Bu akraba bu değil ayırmam..Sadece insan..Hatta kendim o değerleri çiğnersem kendimle muhabbeti kestiğim oluyor.😄

Birinci önceliği para ve maddiyat olan kim olursa uzağım.

Seni görüp senle olup arkandan konuşan tipler.

Maddi sıkıntısı olmayıp kazan dibi kazıyanlar,kasap önünde kemik bekleyenler

Aklındakini doğrudan söylemeyip iğneleme ,laf carptırma ,şakaya vurup incitme hâlinde olan

Yaptığı bir iyiliği dillendiren olmadık anlarda ima eden

Sürekli alınan, küsen, surat asan tipler

“Sen benden iyi mi bilecen” diyen angutlar

İşi olunca arayıp canım cicimci, işi olmayınca arayıp sormayan kendini akıllı sananlar

Ebeveynler bunlara bile kucak açardı.Ben evladım olsa katlanmam.. Katlanmıyorum.Ben vazgeçilmez biri değilim ,ne de başkaları VAZGEÇİLMEZ.Anlaşamadığın yaşamına negatif etki eden her kişiden uzak olmayı seçiyorum.Bu bir yaş meselesi değil.Kapımıza gelip benimle arkadaşlık etmek isteyen ve denediğim gençlik arkadaşlıklarım da oldu.O zaman da kafama uymayanı yaşamımdan çıkardım.Onlarca yıl geçti tesadüfen yolda karşılaşırsak merhaba merhaba o kadardır.Bana iyi olup başkalarına benim istemediğim davranışı yapanları bile hayatımdan çıkardım..

Ben benim seçimlerine uyan olursa onunla muhabbet ederim yaşamıma alırım kan bağı değil bana CAN BAĞI uyar.

Herkes kendi değerleri ile kendi ortamında mutlu olsun.

Bana uzak olsun..

Ersoyca..

SPİNOZA NIN TANRISI

Spinoza 17. yüzyıl felsefesinin üç büyük “Rasyonalist”inden biri olarak kabul edilir, Fransız *Descartes* ile birlikte.                                                                                                           Spinoza’nın tanrısı ya da doğasına göre Tanrı şöyle derdi:

Dua etmeyi ve boşuna göğsüne yumruk atmayı bırak! Yapmanı istediğim tek şey, dünyaya çıkıp seni cezalandırmıyorum. Beni sadece sevmen yeterlidir.. Benden özür dilemeyi de bırak; çünkü affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yarattıysam… Seni özgür iradenle donattım. Sana verdiğim akıl ve iradeni kullanarak yaşıyorsan seni nasıl suçlayabilirim? Seni sen olduğun nasıl cezalandırabilirim? Bir yaratıcı bunu nasıl yapabilir? Her türlü emirleri unut, her türlü yasayı unut; bunlar seni manipüle etmek için, seni kontrol etmek için, senin suçluluk hissetmeni isteyenlerin kurgusudur. Bunlara inanma, sadece kendi aklını kullan.. Kendine saygıgöster ve kendin için istemediğin şeyi başkalarına da yapma. Senden tek istediğim hayatına dikkat etmen. Çünkü bu hayat ne bir test, ne bir basamak, ne bir adım, ne bir prova ne de cennete giden bir yoldur…. Ben seni tamamen özgür kıldım; Ödül yok, ceza yok, günahlar yok, erdem yok, kimse skor taşımıyor, kimse kayıt tutmuyor. SADECE SEVGİ VAR..!!! Ancak hayatında bir cennet veya cehennem yaratmak için kesinlikle özgürsün.!! Bu hayattan sonra bir ne olup olmadığını söyleyemem, ama sana bir tavsiye verebilirim ; Bu hayattan sonra bir şey yokmuş gibi yaşa. Düşün ki bu hayat senin zevk alman, sevmen ve var olman için vardır, yani hiçbir şey yoksa, sana verdiğim bu yaşama fırsatından zevk almış olacaksın. Ama eğer bir şey varsa, orada da sana iyi mi kötü mü diye sormayacağım.. Sana soracağım tek şey, beğendin mi? Eğlendin mi? En çok neyi beğendin? Yaşamında ne öğrendin ve hangi güzel işleri yaptın olacaktır.. Bana inanmayı bırak; inanmak tahmin etmek, hayal etmektir. Bana inanmanı istemiyorum, beni kendinde hissetmeni istiyorum. Beni sevmen yeterli.. Övülmekten sıkıldım, teşekkür edilmekten bıktım. Minnettarlık hissediyor musun? Bunu kendine, sağlığına, ilişkilerine ve dünyaya göz kulak olarak ifade et. İzlendiğini mi hissediyorsun?… Neşeni ifade et! Beni övmenin doğru yolları bunlardır.. İşleri zorlaştırmayı bırak ve benim hakkımda birilerinin öğrettiklerini papağan gibi tekrarlamaktan vazgeç.. Emin olabileceğin tek şey burada olduğun, ve yaşadığındır..Nitekim bu dünya harikalarla doludur.. Etrafına baktığında beni görecek ve hissedeceksin.. Neden daha fazla mucizeye ihtiyacın var ki? Beni dışarıda ararsan bulamazsın. Beni sadece kendi içinde bulursun.

SPİNOZA

BABA

Yazacaklarım benim özelimde yakın ortamımda gördüklerim.Geneli kapsamayabilir ben de genelleme nin yanlışa düşürdüğünü bilir ve yapmam..Benim yazımla hiç ilgisi olmayan yaşantılar da vardır,olabiliyor.Ben bugün bir videoda gördüğüm olay üzerine kendi yaşamımda gördüklerimi klavyeye döktüm.Kişisel bir bakıştır.

Benim izlenimim şudur.Evde,ailede çocuklar daha çok cıvıldaşmayı şakalaşmayı nazlanmayı anne ile yaparlar.Anne daha yumuşak gelir çocuğa..

Babalar daha bir sessizdir.Bir kenarda durup bu cıvıldaşmalerı mutlulukla izler.Baba evde sanki büyük bir çocukmş gibi dolanır.Gün gelir çocuğuna aldığı oyuncağı oynadığı olur.Çocuklara sabrı daha azdır.Hemen sonuç almak ister.Yapacaklarını ve süreçleri pek anlatmaz. Gün bir bisikletle çıkagelir vb. Anne hayallerinden yapacaklarına ne varsa ince ince anlatır.Çocuklar ona daha çok sokulur..

Fakat yaşamda gerçek karekterleri zor anlarda görürüz.

Baba zor bir an görünce değişir.Bir çocuk oyununda olduğu gibi hemen oyuna “EBE “olarak katılmayı ister ve oyunu değiştirir.”Takım”ı zor anlardan kurtarır.

Karakter ortaya koymak zor anlarda zor gün ve zamanlarda belli olur.O koca çocuklar da böyle zamanlarda büyür.Gözde ve gönülde..

Yüreğinde annelik ve babalık taşıyan karakter ortaya koyabilen anne ve babalara saygı ile..

Ersoyca.

Herşey Sana Göre Değil!

Birileri bazen öyle bir Dünya istiyor ki.. Herşey onunla ilgili olsun.Öyle bir dünya olmadığını anlatmak zor.

Bir kişiye telefon ediyor, karşıdaki cevap veremiyor.Defalarca çaldırıp, çıldırıyor.Kisi meşguldür.Canı sıkkındır.Başında bir durum vardır.Uygun olunca döner.Yok o telefon açınca hemen cevap alacak.Olmuyor bazen.Cok acilse mesaj gönder.Onu yapmaz,çünkü konu önemsiz sıradan bir durumdur.

Bir insan her zaman güler yüzlü,sevgi dolu olamayabilir.Yüzünü bana mı astı acaba cılar var.Hayır seninle ilgisi yok!Günü kötü geçti,rahatsızlığı var,kafasında bir düşünce var falan.Senle ilgisi yok.Sen istiyorsun ki bana gülümsesin.İci gülmüyor ve senle ilgisi yok.Anla.

Hayatta herşey bizimle ilgili ve bize göre değil.Bizden başka bir dünya yaşam var.Herşeyi kendine bağlama.

Bu kendini büyük görme ben merkezci olma huyundan oluyor.Yanlış.

Bunları bahane edip iletişimi kesmek istiyorsan zavallısın.Ergenlikte kalmışsın.

Hayatta her an herkes herşey sizin emrinize hazır olmayabilir.Biraz sabır,biraz izân,biraz anlayış, hatta tolerans gerekir ki yaşamla uyumlu yürüyelim.

Herşey bize karşıt ya da yanımızda değildir.O an, o gün öyle yaşanır.Senin kişiliginle karekterinle,vb ilgisi yoktur..

Ersoyca..

GEÇMİŞ GEÇMEZ…

Günü geldiğinde,kim zihnine ne ekildiyse onu kullanır. Onu yaşatır…
Çocuklukta etkilendiğimiz durumlar kişiliğimizi direkt etkiler ve bu etkilerden kurtulmak kolay olmaz.
Küçüklükte yokluk çekilmişse
her şey para olarak bilinir.

Başkasından almayı da başkasına vermeye de zorlanır.
Sımsıkı sarılır sahip olduğuna
Paylaşmaz zor gelir.
Yokluk ve azlıkla yetişen insanda biriktirme herhangi bir şeyi atamama davranışı gelişir.
Muhakkak bir yerlerde atamadığı malzemeler eşyalar vardır.Neyi nereye koyduğunu bilemez gider yenisini alır. Sonra aldığına dair eskiyi bulur. Oysa iş işten geçmiş biriktirdiğinden yararlanamamıştır.

Basit bir fiyat farkı olur diye dükkan dükkan gezerek çok cuzzi fiyat farklarını büyütür ona kafayı yorar.11 e aldığı ürünü başka yerde 10.99 a görse üzülür.Ekonomik sıkıntısı olmamasına rağmen..
Varlık içinde büyüyen de kullanılabilir ürünü bile atar.Değerini bilmez.Fiyatını bilir.Bu da ayrı bir sıkıntıdır.


Bir sohbette ekonomik durumu iyi bir arkadaş şöyle demişti.
Yaşlı halam, hala zeytini tek seferde yeme, iki seferde ye diyor ve tek bir bütün zeytin yersem kızıyor demişti… Etkilenmiştim.Bir turizm kentinde büyük bir mağazaları var. Geçmişin etkisi sürüyor.
Yoklukla geçen yıllarda gelişen alışkanlıklar kolay atılmıyor.
Öğrencilik yıllarımızda istediğimiz kırtasiye malzemesini rahat rahat alamazdık…
Çalışmaya başladıktan sonra her kırtasiyeye girişte boş çıkmamaya çalışıyordum. Hala da öyleyim..O günlerin sıkıntısını atmak için belki de..
İnsanı çocukluk , gençlik yıllarında yaşadığı koşullar etkiliyor.

Aynı şekilde duygusal yönümüz de sahip olup olamadıklarımızla şekilleniyor..Sevgi ekilmedik yürekler,sevgi almayı da vermeyi de bilmiyor. Bu duygu yerleşmemis oluyor.Sevgi olmayan davranış ve duyguları sevgi olarak görebiliyor.Tavrında bu boşluk görülüyor. Açlığını çeken ise en küçük kırıntısına bile sarılıp onun esaretinde kayboluyor.
Geçmişimiz geleceğimize yön veriyor.Bunu tüm ebeveynler bilebilse bu halk eğitimi yoluyla TV vb yayınlarla kamu spotu olarak deneyimle yetkin insanlarca anlatılsa topluma.. Çünkü bugünün bir sıkıntısı varsa geçmişe dayanıyor.Şu an tüm Dünya ile birlikte ülkemizde yaşanan zorluklar içinde 12-13 yaşında olup toplumsal ve ekonomik zorlukları dile getiren genç insanimizda bunlar travma olarak geleceğe yansıyacak.Keske büyükler bunu bilerek hareket edebilse…
Zihinde değişim yaşamak kolay olmuyor.
Çok az insan kendini toparlayabiliyor. Çok emek çok çaba gerekiyor.Ülkemizde son yıllarda depresyon ilaç satışlarının çok fazlalastiğı verilere yansıyor.Temeli çocukluk ve gençlik travmalarında .

İki üç gün önce gördüğüm bir olay ilk defa goruyormusuz gibi etkiledi beni.Bir çocuk sünnet operasyonu olacak diye onlarca kadın dans edip eğleniyordu.Bir operasyona yüklenen anlam böyle olunca vasat bireyler kendini dev aynasında görüyor. Görülen her eksikliği onun için artık sıkıntıya dönüyor.Siddete meyilli oluyor, kötü yaşama meyilli oluyor.Madde kullanımı artıyor vs vs.

Maalesef çocukluk ve gençlik yıllarında yaşananların etkisi uzun sürüyor ve biz çocuk ve genç iletişimini çok az biliyoruz.Anlık düşünülüyor.

Gençsin şimdi istediğin kadar ye.Sonu obezite.

En azından vasata kahraman mış gibi davranmasak bile çok yararlı olur..

Bu konuda öyle rahatsızım ki…Saatlerce yazıp söyleyebilirim.. Boşa yazacağımı konuşacağını bilerek.

Ailem içinde de çok tartıştım. İki üç güzel resim yapan çocuğun ressam olmayacak.

Bir şarkı mırıldandı diye devlet sanatçısı muamelesi yapma çocuğa.Altında kalıyor.

Bir kediye ekmek attı diye veteriner olmayacak.

Bir durun ey insanım.

Son söz,sadece yeteneklerini geliştirmesine ve yolunu çizmesine izin verin, koşulsuz sevin..Su çatlağını bulacak.Susun..

Ersoyca..

UYUM

Yaşam kendinden hızlı olanlara güzelliklerini göstermez.Eğer güzellik görmek istiyorsan yaşamın ritmine ayak uydurman gerekiyor.Ne çok yavaş ne çok hızlı.Yaşam kendisi ile uyumlu olana daha sürekli güzellik sunar.Hızlılar bir an alev gibi parlar belli şeyler görür ve söner.

Yaşamla (senkronize )uyumlu olmak gerekiyor.

Ersoyca..

SONSUZ YOLUN BAŞI

Sonuçta ,
Ne giyersen giy sonunda insan olarak on binlerce yıl önce giyilen ilkel kıyafet kefeni giymeyecek miyiz? Bir şansın var rengini vasiyet edebilirsin.
Hangi araca sahip olursan ol, en ilkel araca (tabuta) binmeyecek miyiz?
Kuştüyü yataklarda yatsak ta musalla taşının üstünde yatmayacak mıyız ?
Ve sonra böbürlenerek sığamadığımız dünya.. Kabir denilen daracık bir çukurda son bulmayacak mı?

Kazanmak için ömrünü verdiğin ne varsa, ne götüreceksin? Elde etmek için başkalarının canını yaktığın ne seninle gidecek?
Ey can! Ey nefs neyin derdindesin?
Bir sela ve iki yana selamlık ömrün var...

E.S

Genel içinde yayınlandı

YouTube’da “Yılmaz Çelik – Hey Erenler Yine Bozuldu Bendim” videosunu izleyin

Bağbancı hasret sümbül çiğdeme
Bir od düştü yanar dertli sineme
Seher oldu bülbül gelmez bu deme
Dikenim gülümden ayrı duruyor, duruyor, duruyor
Seher vakti bülbül gelmez bu deme
Dikenim gülümden ayrı duruyor, duruyor, duruyor

Şu benim derdimin yok mu ilacı?
Tükenmek bilmiyor çektiğim acı
Gazel döktü şu ömrümün ağacı
Yaprağım dalımdan ayrı duruyor, duruyor, duruyor
Gazel döktü şu ömrümün ağacı
Yaprağım dalımdan ayrı duruyor, duruyor, duruyor

Katlanayım dedim derde mihnete
Gayrı gönül dayanmıyor hasrete
Kader kısmet aldı attı gurbete
Hüdai ilinden ayrı duruyor, duruyor, duruyor
Kader kısmet aldı attı gurbete
Hüdai ilinden ayrı duruyor, duruyor, duruyor

Genel içinde yayınlandı

DERDİ YAŞAYAN BİLİR,ÖNCE ONU DİNLEMEK GEREK…

Ben yıllardır bir konu üzerinde düşünür ,kendimi ikna edecek bir yanıt bulamam.Tahminlerim kendimce savlarım,düşüncelerim var ama yanıt olmuyor.Yanıt olması için her olayda yeterli cevap olması gerekiyor.

Cevap bulamdığım soru şu..  kişi yağmurda ıslanarak yürüyor.Sırılsıklam .Hiç umrunda değil.Muhtemelen bedava duş alıyorum diye de şükrediyordur.

Bu konuyla ilgisi olmayan evinde kuru kuru oturan bu ıslananın derdine düşüyor.Niye  şemsiye almamış yanına ,şöyle böyle ..Bir dur ..O halinden şikayet etmiyor hatta şükrediyor. Karışma ..Ne yaşayacaksa yaşasın.Ona göre bir yol çizer kendine..

İşte biz çocukları da böyle yetiştirdiğimiz için sorun çözme iradelerini elinden alıyoruz. Sorumlu yetiştirmek yerine sorunlu bireyler yetişmesine  “İYİ NİYETLE” sebep oluyoruz.

Nasıl olmalı? Derdi olan derdini anlatmalı.. Diğerleri aklına yatıyorsa bunu desteklemeli.

Elbette bu durumların siyasi,toplumsal,sosyolojik,bastırılmışlık ve konjuktrel yönleri hakkında çok şey söylenilebilir.Bazı durumlar sistematik vb.

Yine de ben derdi olanın ilk ağızdan dert anlatması fikrini düşünüyorum.

Ersoyca..

Genel içinde yayınlandı