YORULMAK

_20180420_182106819304035.jpgYAŞASAM DA BAZEN
YENİ YENİLGİLER  VAR.

YENİLGİLERDEN YORULMAM.
SEVGİYİ ÇOĞALTMAKTAN
YAŞAMI KUCAKLAMAKTAN
YORULMAM.
GELECEK GÜZEL GÜNLERİ
UMUTLARI YÜCELTMEKTEN

 
YORULMAM.
NE GEÇMİŞTEN
NE BUGÜNDEN
NE BELİRSİZ YARINDAN

 
NE DOSTUN SIKINTISINDAN
NE SEVGİDEN
NE ÇEKİLEN ACIDAN
NE BEKLEMEKTEN YAZLARI
NE ALIŞILMIŞ BOZKIR YALNIZLIĞIMDAN
YORULMAM

.
BENİ SAHTE GÜLÜŞLER ,
GÜLMEYEN COCUK YÜZLERİ
TAŞ KESİLMİŞ YÜREKLER,
HAKSIZLIKTA EZİLMİŞ OMUZLAR
ÇARESİZ BAKIŞLAR YORAR.

ÇÜNKÜ  ÇARESİZLİKTE..
GECE YALNIZLIĞA ,
GÜNEŞ HÜZNE DOĞAR.

E.S 09.OCAK.2014

DESEM Kİ

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

özlemek

Özlemek
Bu satırların karşı kıyısındasın..
Sevilen şarkılar gibisin,
Her mısrası ezberlenmiş..
Düşleri yetim kalmış bir gecenin
Sabah çiğine karışmış buğusundasın.
Sana sokuluyor tüm yalnızlığımız
Yorgun bir vardiya işçisinin
Sabah evine dönme yorgunluğuyla..
Yorgun ama umutla..
Umut
Özlemine dahil…
Gözlerinin gülüşü
Kadercesine ..
Yazılsın dileriz alnımıza…
E.SELKİ

SEN OL

_20180325_210727786445205.jpgÇalış
Emek harca
Bir film izle
Türkü dinle
Yazı yaz ya bir şiir oku
Doğaya çık
İçinin sesini dinle
Şükret varlıklarına
Dinle herkesi
Ama inanma
Sorgula
Sen ver senle ilgili kararı.
Korkma!
Kendi yolunu seçmekten..
Yaratılışı dengesini değistirmek için
Hesaplı kitaplı davranma
Yaşamla bütünleş
Parcası kal onun
Fethetmeye çalışma hayatı
O sana değil
Sen ona aitsin..
Fikrini söyle ama tartışma
İknaya uğraşma..
Bilmiyorsan
Biliyormuş gibi yapma
Bilmiyorum de..
Yapamıyacağının sözünü verme..
Yaşınla ilgilenme
Yaşamla ilgilen
Ölüm gelir
Bulur nerde olsan
Günü yaşa
Geçmis ders olup kalsın
Gelecekse bir umut..
Sevginden ver ki
Boşluk kalsın yüreğinde
Sevgi konacak yerin olsun..
(Ersoyca..)
 11.02.17

SEN SENİ

dsc_0158467202439.jpgSeni nasıl sevdiğimi

Benim kalbimden

Bir sen  görsen..
Sen de kendini öyle güzel
Öyle derin
Öyle dikine
Öyle işte
Başıboş..
Dümdüz seversin.
Belki de severken
Sen seni
Gönlünde boğarsın
Sımsıkı sarılmaktan..

E.SELKİ        Ersoy ca.

Unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür.

Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy. Doktorunuz düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.

Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.

Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.

Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi; aile, kedi, köpek, kuş, balık, yadigarlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa. Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.

Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.

Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, komşu illerde ya da dış ülkelerde dolaşın; ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.

Unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür.

— George Carlin

İPİN HESABI

Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde: “Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım” demiş.
Çoluğu çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremiyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş.
Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücrâ köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar.

Hamal: “Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım” diye düşünüyorken bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış.
Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış: “Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım”.
Adam tir tir titriyorken başlamış melekler peşpeşe sorular sormaya: “Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın?
Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini?”
Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor, ancak o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş.
Gün ağarırken zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar. Sonra: Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu? demişler.
Hamal:
“Aman, lanet olsun! İstemiyorum! Bütün mal mülk sizin olsun!
Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde…’’

Çocukta Öfke ve Şiddet

Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikoloğu Hande Sinirlioğlu Ertaş, çocukların kendini kanıtlamak ve dikkat çekmek için de öfke ve şiddete başvurabildiğini söyledi.

 

Çocukların masum birer bebek olarak her şeyden habersiz dünyaya geldiğini ancak zamanla çevresinden şiddeti öğrenerek ya da şiddete maruz kalarak “şiddet davranışlarını” gösterebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Hande Sinirlioğlu Ertaş, şunları söyledi:

“Arkadaşlarına şiddet gösteren, kardeşlerine ya da hayvanlara şiddet uygulayan çocukların şiddet eğilimini ya da çocuklarda yaşanan sorunları değerlendirirken pek çok etmene ayrı ayrı odaklanmak gerekir.

Bir bebek dünyaya geldiğinde her şeyden habersizdir. Zamanla algıları, düşünceleri ve davranışları şekillenir. Elbette ilk etmen doğuştan getirdiği genetik yatkınlıkları ve mizaç özellikleridir.

Kimi çocuklar ilerleyen yıllarda yaşadıkları sorunları dışa vurma, kimileri ise içselleştirme eğilimi ile doğar. Çocuğun doğuştan getirdiği temel özellikleri, ebeveyn tutumları, çevresindeki modeller ve yaşadığı koşullar ile şekillenir.

Çocuklar sorunlarını agresif davranışlarla, kimileri ise kaygı ve depresif belirtiler ile yansıtabilir. Şiddet eğilimi olan çocukların genetik olarak öfke, dürtüsellik eğilimi olan, bebekliğinde “zor mizaç” a sahip olarak tanımlanan çocuklar olduğu görülmektedir.

Bir çocuk öfkeli ve zor bir yapı ile doğsa bile, çevresel faktörler ile bu kontrol altına alınabildiği gibi, kolay mizaçlı çocukların da ilerleyen yıllarda şiddete eğilimli olduğu görülebilir.”

 

DAYAK ÇOCUKTA ÖFKEYİ ARTTIRIR

 

Özellikle aile içi yaşanan şiddetin, çocukların şiddet davranışlarını model almasına neden olduğunu kaydeden Ertaş, çocukların bu davranışı aile istemese de öğrenebildiğini söyledi.

Ertaş şöyle devam etti: “Çocuklar istesek de istemesek de büyüklerin yaptıklarını örnek alır ve öğrenir. Aileler benim yaptığımı yapma dese de bu yeterli olmaz.

Bazı ailelerin zaten şiddet eğilimi olan çocuklarını terbiye etmek adına dövdüğünü gözlemliyoruz. Oysa dayak o an için çocuğu durduran ancak şiddet eğilimine neden olan, içindeki öfkeyi arttıran yanlış bir tutumdur.

Aileye karşı çıkamayan çocuk, öğrendiği davranış tarzını kendinden zayıf olana yöneltir ve akranlarına veya kardeşlerine yönelik şiddet uygular. Çocuğu şiddet eğilimine iten nedenlerden biri de kendini kanıtlama veya ifade çabası olabilir.

Sorunlarını tanımlayamayan, duygularını ifade edemeyen çocukların engellenme halinde şiddete başvurduğu görülür.”

 

ÇOCUĞUN ŞİDDET EĞİLİMİ ARAŞTIRILMALI

 

Ailelerin çocuklarının güçlü yanlarını desteklemesi, duygularını ifade etme becerilerini onlara model olarak öğretmeleri gerektiğini de kaydeden Hande Sinirlioğlu Ertaş, çocuğun öfkeli yapısını, baskılayarak değil öfkesini uygun şekilde aktarmasına olanak vererek kontrol altına alınması gerektiğini söyledi.

Ertaş şöyle dedi: “Unutulmamalıdır ki öfke doğal bir duygudur.

 

Öfkenin de yaşanması değil, nasıl yaşandığı ve nasıl ifade edildiği sorundur.

Nasıl mutlu bir insanın sokaklarda dans ederek, herkese gülüp sarılarak mutluluğu paylaşması doğal karşılanmıyorsa, öfkeyi etrafa zarar verici şekilde ifade de doğal karşılanmayacaktır.

Bir çocuk şiddet içeren davranışlarda bulunduğunda çocuğu, duygularını ve kişiliğini değil, davranışı cezalandırmak önemlidir. Çocuğa yaklaşımda bu şiddet eğiliminin nedenleri araştırılmalıdır.

Olumlu davranışları pekiştirilen, öfkesini uygun ifade etmeyi başarabilen ve bu davranışları ile ödüllendirilen çocuklarda kendini denetleyebildiği hissi ile kişilik yapılanması da olumlu yönde gelişecektir.”

Derdü Gamın Gevherini Bulmağa

Derdü gamın gevherini bulmağa
Kasvetin bahrine daldık bakalım
Ümidimiz vardır halas olmağa
Girdabı mihnette kaldık bakalım

Takdirde bağlanıp demişiz beli
İradei cüz’iden çekmişiz eli
Dümeni şikeste keştii dili
Nihayet engine saldık bakalım

Bir gürüha bende hem sırdaş olduk
Gabi pestil geda gahi başolduk
Harabat ehline ayakdaş olduk
Melamet tablını çaldık bakalım

Türabi çakettim alemde özüm
Hatmeyledim bunda encamı sözüm
Bezmi erenlerden hey iki gözüm
Mahfice teselli aldık bakalım

Turabi

ÇOCUK KENDİNİ İFADE EDEMİYORSA

9 Ocak 2018

Çocuğunuz, içinde bulunduğu ortamda kendini yeterince iyi ifade edemiyor, diğer çocuk ya da baskın karakterli arkadaşlarının ilgi ve istekleri doğrultusunda davranmak zorunda kalıyor, hatta onlara ‘yaranabilmek’ için kendi özel eşyalarını veriyorsa…

Bir insanın herhangi bir olaya ya da bireye karşı geliştirdiği tutumlar, onun kişiliği doğrultusunda şekillenir. Kişilik, bir insanın tüm ilgilerini, tutumlarını, dış görünüşünü ve çevresine uyum biçimini kapsar.

Okula başlama, çocuğun yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu süreç ve onun gerektirdiği uyum, çocuk yönünden belli düzeylerde zihinsel, duygusal ve sosyal olgunluğa ulaşmış olmayı gerektirir. Her şeyden önce çocuk o güne kadar son derece güvenli, her türlü kuralını, kendisinden nelerin beklediğini bildiği, her sıkıntılı durumda yanında anne ve babasını bulduğu bir ortamdan, hiç bilmediği bir ortama girmiştir.

Çocuk için yepyeni bir çevre olan okulda uyulması gereken kurallar, yerine getirilmesi gereken görevler, yeni arkadaşlar ve öğretmenler söz konusudur.

Özellikle okulöncesi dönemde yaşıtları ile yeterince ilişkiye girememiş çocuklar için okul, kendilerini göz önünde ve korunmasız hissettikleri bir ortamdır. Ailenin ve öğretmenlerin gerekli özeni göstermemeleri durumunda bu çocuklar utangaç, çekingen olabilir ve giderek içlerine kapanabilirler.

Benlik imajı

Çocukların benlik imajları, kendilerini nasıl düşündükleri ve hissettikleri ile ilgilidir. Benlik imajı, benliğin gerçekte ne olduğu değil, bireyin kendisi hakkındaki görüşlerini kapsar. Çocuğun gerçek benliğinin ne olduğu değil, onun kendi benliğini nasıl yorumladığı bilinirse davranışları daha kolay tahmin edilebilir ve denetlenebilir.

Çocuğun kişilik, en önemlisi de benlik algısını etkileyen etkenlerden biri anne babası, diğeri arkadaşlarıdır. Hiçbir çocuk benlik kavramına sahip olarak dünyaya gelmez. Bunu doğduğu andan başlayarak ebeveynleri, kardeşleri ve çevresindeki diğer insanlarla ilişkileri sırasında edinir.

Aile içi ilişkilerde doyum sağlayabilen, anne babası tarafından desteklenen çocuklar uyumlu bir kişilik geliştirerek toplumda olumlu ilişkiler kurup sürdürebilmekte, grup çalışmalarına katılabilmekte, öz saygılarını geliştirerek başkalarının haklarına saygı göstermeyi, sorumluluk alabilmeyi öğrenmektedirler.

Yaşam boyu karşılaşılabilecek problemleri çözme konusunda kendine güvenen bir çocuk yetiştirmek her anne babanın isteğidir. Buna rağmen anne baba, bazen bu isteğe paralel gitmeyen tavırlar sergiler. Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum bunlardan biridir.

Özgüven duyguları gelişmiş çocuklar arkadaş gruplarıyla ve yetişkinlerle uygun iletişim kurabilirler. Genelde “sen bunu başarabilecek güçtesin, sana güveniyorum” sözleri, anne babanın çocuklarına gerektiğinde söyleyebilecekleri sihirli sözlerdir. Çocuk başkalarına ve kendine dair yapıcı duygu ve düşünceleri bu biçimde geliştirebilir, sorumluluk alabilir.

  • Bebeklikte sevgi, ilgi ve şefkat eksikliği,
  • Anneden uzun süre ayrı kalmak,
  • Anne babanın eğitimlerinde, baskıcı ve kısıtlayıcı olması,
  • Anne babanın tehdit edici yaklaşımları (böyle yapmaya devam edersen seni bırakır giderim, başka çocukların annesi olurum vb…)
  • Aile yaşantısının sürekli şikayetçi bir ortam İçinde, karşılıklı olumsuz davranış ve tavırlarla sürmesi,
  • Otoriter, katı, hoşgörüsüz aile ortamı,
  • Aşırı yardımcı bir tavırla çocuğunu kollayan ve onda yetersizlik yaratan bir tutum içinde bulunulması, çocukta güvensizlik yaratabilir.

Anne babanın yanlış tutumu

Çocuğun korkak, ürkek, çekingen olması, kolayca arkadaş edinememesi ya da güçlü olarak tanımladığımız bazı çocuklar tarafından ezilmesi, baskı altına alınması, büyüme ve kişilik gelişiminde çok önemli rolleri olan anne babasının tutumlarından kaynaklanabilir. Anne babalarda, çocuk yetiştirme konusunda genelde sık gözlediğimiz tutumlardan biri aşırı koruma ve kollamadır.

Okul çağına kadar çocuğa ait her türlü sorumluluk ve görevi ona hiç fırsat vermeden ya da kendi kendine yapabilmesi yönünde gereken ilgiyi göstermeden onun yerine yapan ebeveynler, bu anlamda birer örnektir.

Tüm hâkimiyet ve sorumluluğun ebeveynde olduğu aile ortamında yetişen çocuklar, çoğunlukla ev dışına çıktıklarında kendi kanatları ile uçamaz hale gelir, ailelerinden ayrıldıklarında bocalarlar.

Evde her dediğini yaptırabilen çocuklar ise arkadaşları arasında sinebilir, bir köşeye çekilerek, diğerlerine karışamayabilir ya da kendilerini yeterince koruyamayabilirler. Kimi zaman bunun tersi de söz konusu olabilir. Bazı ailelerde hiç sınır tanınmaması, çocuğun disiplin uygulanmadan büyütülmesi de onda birtakım davranış bozukluklarına ve uyumsuzluğa neden olabilir.

Ona Nasıl Yardımcı Olabiliriz

  • Çocuktaki olumsuz değişiklikleri dikkate almalı, bu olumsuzluğa neden olan kaynağı araştırmalıyız.
  • Kaynak belirlendikten sonra, can sıkıcı durumun yerini, zamanını ve sıklığını araştırmalıyız.
  • Çocuğun verdiği tepkileri belirlemeliyiz.
  • Çocuğun durumdan duyduğu kaygıları önemsemeliyiz.
  • Kaygısını ifade etmesine olanak sağlamalıyız.
  • Tüm duygularını açıkça ifade etmesi için sabırla, konuşmasını beklemeli, ona cesaret vermeliyiz.
  • Durumla ilgili çözüm önerilerini birlikte değerlendirmeliyiz.
  • Ona güvendiğimizi göstermeli, cesaretlendirmeliyiz.
  • Yaşadığı sıkıntıya duyarlı olmalı, hissettiklerini paylaşmalıyız.
  • Kendisini ezen çocuğa aynı şekilde davranması yönünde öğütler vermemeliyiz.
  • Sınıf içi (okul içi) arkadaşlık ilişkilerini gözden geçirmeliyiz. (Eğer çocuğun kendine güveni azsa ya da çocuk pasifse, tamamen aktif, güçlü çocukların arasına yerleştirilmesi hatalı olacaktır.)
  • Onu, özgüvenini geliştirici spor, sanat gibi etkinliklere yönlendirmeliyiz.
  • Anne baba ya da eğitimcisi olarak, çocuk yetiştirme tutum ve davranışlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz

Maria Montessori DEN ÖNERİLER

Maria Montessori, yirminci yüzyılda çocuk yetiştirme konusundaki düşüncelerimizi kökten değiştiren az sayıdaki pedagoglardan biri. Ebeveynler için formüle ettiği kısa ama hatırlanmaya değer tavsiyeleriyle tanınır.

Özünde basit olan bu tavsiyeler derin bilgelik içeriyorlar. 

Aşağıdakileri her ebeveyn yılda en 1 kez okumalı:

 

  1. Çocuklar, kendilerini çevreleyen şeylerden öğrenirler.

 

  1. Bir çocuk sıklıkla takdir gördüğünde, insanları değerlendirebilmeyi öğrenir.

 

  1. Bir çocuk sıklıkla eleştirildiğinde, insanları kınamayı öğrenir.

 

  1. Bir çocuğa düşmanlık gösterildiğinde, kavga etmeyi öğrenir.

 

  1. Bir çocuğa karşı dürüst olduğunuzda, doğruluğun anlamını öğrenir.

 

  1. Bir çocukla sık sık dalga geçildiğinde, utangaç olur.

 

  1. Bir çocuk kendini güvende hissettiğinde, insanlara güvenmeyi öğrenir.

 

  1. Bir çocuğun sıklıkla utanç duyması sağlandığında, sürekli suçlu hissetmeyi öğrenir.

 

  1. Bir çocuk sıklıkla teşvik edildiğinde, özgüveni artar.

 

  1. Bir çocuğun tenezzül etmesi sağlandığında, sabretmeyi öğrenir.

 

  1. Bir çocuk destek gördüğünde, kendine güveni artar.

 

  1. Bir çocuk arkadaşlığın olduğu bir ortamda yaşadığında ve insanların bu arkadaşlığa ihtiyaçları olduğunu gördüğünde, sevgiyi nasıl bulacağını öğrenir.

 

  1. Yanında ya da arkasından; çocuğunuz hakkında asla kötü konuşmayın.

 

  1. Çocuğunuzun içerisindeki iyilikleri geliştirmeye odaklanın; bu şekilde kötü şeylere yer kalmayacak.

 

  1. Çocuğunuzun sorularını ve isteklerini daima dinleyin ve yanıtlayın.

 

  1. Çocuğunuza hata yaptığında dahi saygı duyun. Böylelikle hatalarını çabucak düzeltebilir.

 

  1. Desteğe ihtiyaç duyan bir çocuğa yardım etmek için daima hazır olun. Ve ihtiyaç duyduğu her şeyi bulduğunda, yanında durun.

 

  1. İçinde bulunduğu dünyanın şefkat, barış ve sevgi ile dolu olmasını sağlayarak, çocuğun sorunlarının üstesinden gelmesine yardımcı olun.

 

Bir çocuğa her zaman terbiyeli bir şekilde yaklaşın. Olabileceği en iyi kişiyi gösterin ona.