OKUMAK

Okuma denilince büyük bir bölüm insanın aklına kitap okuma gelir.Kitap okuma övülür.Çocuklarin okudukları sayfa sayısına göre ödül verilir..Yarıstırılırlar.Asla uygulamadığım bir yöntemdir.Kitap okumayı küçümsemiyorum.Okumanın sadece kitapları okumak olmadığını ve harfleri seslendirme olmaması gerektiğini düşünüyorum.Okuyup anlanmayan,yaşama fayda sağlamayan okuma vakit geçirmektir.

Ayrıca sadece kitap okuması okuma sayılmamalıdır.İnsan bir fotoğrafı,doğadan bir bölümü,bir işi,anlayıp uygulamaya başladığı zaman da okumuş olur.Bir ağaca aşı yapmak okumadır örneğin.Bitkide olan böceğin yararını zararını bilmek gibi.Ben yaşam akışının kavranmasının gerçek okuma olduğunu düşünüyorum.

Kitap okumaya da elbette devam ediyoruz,kücümsemiyoruz.Fakat okunan kitaplar yaşama geçmiyor orada kalıyor ve okundu kabul ediliyor.Burası sıkıntı.Yüzlerce kitap okumuş kişi bir yaşlıya çocuğa nasıl davranacağını bilmiyorsa,l toplum içinde üç beş cümle kuramiyorsa,davranış bozuklukları varsa ben bunu okuma yapmış gibi göremiyorum,harf birleştirme ve harf seslendirme diye düşünüyorum..

Okuma sadece kitapları okumak değil,doğayı insanı denizi ,suyu ,toprağı,canlıyı,rüzgarı vb izlemek algılamak yasama artı olarak yarar sağlamaktır.

Ersoyca..

İNSAN..

Öz saygısı olan insanlar başkalarına saygı gösterir değer verir anlayışla yaklaşır.Çünkü bilir ki herkes kendisi kadar değerli ve önemlidir..Kendine gösterilmesi gereken saygıyı önemi başkasının da hak ettiğinin farkındalığı dadır.

Öz saygısı düşük değersizlik duygusu taşıyan bireyler kendini değerli bulmadığı için başkalarına nasıl saygı göstereceğini bilmez çünkü kendi içselinde değer bulma duygusunu bilmez.Başka insanlara bağırarak konuşur,emir kipiyle hitap eder ,üstünmüş edasıyla yaklaşır,küçümser böylelikle vasat konumunu üste çıkardığını sanır.Sürekli bir övünme başkalarını küçük görme çabasındadır.

Oysa cahilde olsa yoksulda olsa herkesin bir yaşam mücadelesi vardır ve sıkıntılara rağmen ayaktadır.Sen görgü kurallarına uyarsın,o bilmez fakat samimiyetiyle onu ezer.Senin sofran da çeşit çok olsa bile o da doyar hemde sofrasında konuk olur.

Belki senin gibi giyinme bilmez ama üstü sabun kokar.

İnsan küçümsemek insanca değildir.Değersizlik duygusu taşıyan kendine saygısı olmayanların başkalarını çukura itince yükseldiğini sanma gafletidir.

Eksiğiyle fazlasıyla yanlış eksik veya doğru tavırları ile insan değerlidir.Küçümseyemezsin.Sadece sana uymuyorsa mesafeni ayarlayabilirsin.Bu hakkındır.Küçümseme hakkın yoktur.

Ersoyca..

YOL MU DERT Mİ?

Okuyan arkadaşlara bir yoldan söz edeceğim.1000km ilk bir mesafede yaşadığım yer ile doğduğum yer arası.Hemen hemen her yıl bu yol en az bir kez gidilir dönülür.Yollarimiz asfalt değil,mıcırın zivtle karıştırılıp yola dökülmesidir.Onu da araçlar ezerek kendine yol yapıyor.Özellikle trafiğin en yoğun olduğu yaz ayları seçiliyor araç çok geçsin silindir görevi görsün diye😄 Çift şeritli yoldan sonra tek şerit yollar özellikle geceleri tehlike saçıyor.Geçislerde bir çukura düşebilirsiniz arabayla.Ülke genelinde ikili yollar kalitesi düşük olsa da tehlikeyi biraz olsun azaltıyor.İyi olan yol bir yıl sonra bakımlık olsa da.

Şimdi söz edeceğim yer ve yol ise Türkiye nin en yoğun trafiğe sahip yerlerinden biri.Antalya Fethiye karayolu nun Söğüt Seydikemer arası yaklaşık 70km tam bir işkence.Yol geliş gidiş tek şerit yüzey mıcır kaplama.Yolda tarım araçları,motosikletler,ve eski tip araçlar var ayrıca dünyanın en iyi sayılan araçları var.Bir Mercedes araçla km lerce saman yüklü bir traktör ya da sebze kamyonunun arkasından gidiliyor.Büyük kısım tatile gelmiş yolu bilmiyor, diğer kısmı ben buralıyım istediğim gibi davranırım gelmeyin modunda.

Güzergâhta mısır gözleme ayran satan salaş yerlere girmek için yavaşlayan hızlı araçlar tehlike saçıyor.Bazı köylerin yol kenarında meyve sebze satışları hatta pazarlar var.Önünüzdeki araç birden bire patates almak için duruyor.Ya da tali yoldan bir motorsikletli çıkabiliyor.

Tam yolum bitti derken yaklaşık bir saatten fazla bir trafik kaosuna giriyorsunuz.Hele bir de hafta sonu düğün konvoyuna rastlarsanız şahane oluyor.

Alternatif yollar çok uzun.Denizli Aydın Muğla güzergahı.250 km fark var.

Benim için tam bir korku filmi gibi.Gerginlikten ayaklara kramp giriyor.

Bu yola yolunuz düşmeye..😄

Ersoyca..

İYİ TANI

Zorlama hiçbir şey iyi gelmez insana.Bazen güzellik hiç beklemediğimiz yerden gelir.Birisiyle tanışmayı hesaplamazsın.Karşına çıkar birkaç laf edersin sonra akar gider.Zorlama yoktur beklenti yoktur paylaşım vardır anlaşma vardır beraber vakit geçirirken sıkılmaz kendin olursun.Ve sevgi böyle oluşursa sevgi olur belki de aşk olur.Çünkü dersin ki birlikte biriyle olunacak ise bununla olur.

Aynı cins olunca dost olur, kardeş olur.

Farklı cins olunca önce arkadaş,sonra dost veya sevgili sonra da eş olunan ilişkiler sağlam temelli olur.

Çünkü insanın eşi insana herşey olur.

Aşk mı? iki karşı cins arasında olan aşk cinsellik temellidir.

Shakespeare ın dediği gibi : “Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu AŞK sanıyorsunuz.”

Evlilik için aşk yetmez.Arkasaş dost, sırdaş, yoldaş olabiliyorsan birlikte ömür geçirmeyi düşünürsün.

Ersoyca.

İYİYİ DE SÖYLE ..

İnsanlar insanın yanlış hatalı gördüğü (neye göre kime göre bile belli değil) herhangi bir davranışını vb konuda hemen tavrını ortaya koyar.Fakat birinin yaptığı, olduğu, ettiği güzel ve iyi davranışlara nedense çoğunlukla es geçer.Oysa bunlar için de bu davranisiniz çok iyiydi.Bunu çok güzel yapmışsın.Sen iyi annelik yapıyorsun neden demiyoruz? Diğerlerinden farkını ve güzelliğini niye fark ettirmiyoruz?Marifet iltifata tâbidir der bir söz.Bir meslek sahibinin yaptığı yanlışı yüzüne vurmayı çok çabuk yapıyorsun da iyi yaptığında neden onurlandirmiyorsun.Ben yapıyorum ve güzel iş yapan şaşırıyor.Sizin söylediğinizi üç kişi daha söylese on kat daha iyi yaparım diyor.Bekleniyor yani.Okula girdiğimde ilk temizlik görevlisine teşekkür ederdim.Senin sayende çocuklar temiz bir ortam buluyor dediğimde yüzlerinde güller açardı.Evet tabiki görevi.Elbette herkes görevini iyi de yapmalı.Fakat gördüğün bir güzelliğe de teşekkür ediver kardeşim.Etmeyene soruyorsun niye diye?Şımarmasın mış?Geç bunu.Kalbin kötü.

Çocuklar odasını dağitsin bin laf isitir.Güzelce düzeltince de çok güzel olmuş eline sağlık evladım.Sen bu işi biliyorsun deyiver,ölür müsün?

Ben hata ve eksiğin incitmeden kırıcı olmadan üslubunca söylenmesi taraftarıyım.

Aynı zamanda güzel ve iyi yapılan işin de söylenmesi yapanın onurlandırılmasından da yanayım.Denge, denge,denge.

Ersoyca.

17AĞUSTOS

Aradan geçen uzun zamana rağmen acısı taze bir felakettir 17 Ağustos Depremi.

Depremlerin sebebi yer kabuğu hareketleridir.Ne terbiyesizlik ne zina ne dinsizlik ne sevişme degildir.

Depremlerdeki kayıpların sorumlusu yüzde 80  idarecilerdir.,Aymaz yöneticilerin, günü kurtarma derdindeki küçük kasaba zübüklerinin olmayacak yerlere olmayacak yapı izinleri vermesi kayıp ve acıları getirir.

Vatandaş mühendislik bilmeyebilir,tasarım, jeolojik yapı bilmeyebilir fakat belediyeler bu konuda uzmanlara sahiptirler.Bir kötü durum yaşanınca bunlar her nasılsa olaydan sıyrılır bir tek bina yapan kişi ceza alır o da fazla sürmez.Hatta başka ad altında aynı işi yapmaya devam eder.Asıl sorumlular sorumsuzdur.Çünkü bu ülkede rant artığı ile güzel yaşayan bir grup vardır ve o düzen devam eder.

Bu nedenle 500 yıl önceki yapılar sapasağlamken yeni yapılar karton gibi dağılır.Bunu sorgulamak yerine bir iki tetikçi bulunup dinî inançlar öne atılıp kullanılarak su bulandırılir.

Çünkü bulanık suda balık kolay avlanır.

17 Ağustos ve tüm afetlerde kaybettiklerimize Allah tan rahmet diliyorum.

Ersoyca.

AY sadece AY ..

Gece mi ayı doğurur?

Ay mı geceye doğar?

Oysa yoktur birbirinden haberi..

İnsan anlam yükler.Ay geceyi aydınlattı der.Oysa ne ayın geceyi aydınlatmak gibi bir derdi vardır.Ne de gecenin aydınlanmak gibi bir derdi.Aydınlanmak isteseydi gece olur muydu?

Herşey bizim anlam yüklememizde..

Bazen yaşam içinde de hiç anlamsız şeylere öyle anlamlar yükleyerek agirlastiriyoruz ki..O ağırlığın, kendimiz var ettiğimiz ağırlığın altında yine kendimiz eziliyoruz.

Bazen herşeyin göründüğü kadar olduğunu unutuyoruz.

Ersoyca..

Ay ..

KOKU (Deneysel bir yazı-Bir Kişisel Bakış)

Bazı doğa olayları bize yol gösterir. Çözüm anlam ve karmaşa herşeyi doğadan anlayabiliriz.

Yaşamını devam ettirebilme doğadaki en temel duygudur.

Varlıklar bunu devam ettirebilmek için çeşitli yollar geliştirir. Çalı vb nin dikenli olması,çevreye renk uyumu ,Kelebek desenlerinin vahşi bir hayvana benzemesi gibi.

Bir de KOKU var.Koku duygusu insanı da koruyan duygulardan birisidir.Gaz kaçağını vb duyan insan kendini korur.

Ben kokunun sadece bununla kalmayıp mutlu ya da mutsuzluğunda bir insanla ilişkilerinde de etkili olduğunu düşünürüm.Yapay kokulardan söz etmiyorum parfüm vb.değil.

Her insanın bir çocukluk evi kokusu,okul kokusu iş alanı kokusu  gibi yerler vardır .Buralarda yaşanan iyi kötü zihne oranın kokusu ile birlikte yerleşir. Sonraki yaşamda o kokuya olumlu olumsuz yanları ile bir etkileşim olur.

Biraz daha ileri gidip şunu söyleyebilirim.Elbette bunlar kanıtlanmış durumlar değil. Benim kişisel bakışım..

Bir insan da istemediği sevmediği kişilerin yanında farklı koku yayar diyorum. Kendinden uzaklaşmasını istediği için.Ya da kokusunu sevmediği için uzaklaşır. Sevdiği açık olduğu güvendiği bir insanla karşılaştığın zaman vücudun kimyasal tepkisi güzeldir diye düşünürüm.Bazen sadece kokusu güzel diye bir insana yakınlık duyabilirsin.

(Parfüm sanayi Fransa nın kötü kokularını örtbas etmek için başladı. Şimdi insanların kendi kokularından kurtulmak için bir araç oldu.Ben bundan dolayı mutluyum.Kötü koku insanı insanlıktan çıkarıyor.Hele yaz günlerinde ..Toplu araçlarda vb.)

Benim söz ettiğim temiz bir insanın sabun kokusundan sonraki kokusu..Bana göre tamamen bana göre sizi seven biri yanınızda güzel kokar.Sevmeyen ise sizi uzak tutmak için kötü koku yayar.Bu biraz da duygu ile anlaşılabilir.

Ersoyca..

NEDEN BİLMEM

Anlamakta zorlandığım bir konu da şudur.Bir insan başkalarının yaptığı ettiği ,ne giydiği, nasıl yaşadığıyla neden ilgilenir ?

Amaç bir kıyaslama yapmak mıdır?

Sadece merak mıdır?

Kendi yaşamından uzaklaşmak mıdır?

Hiç anlamam.Ve böyle bir şey insanı yorar sanırım.

Bence kendine odaklanıp her konu ve alanda daha iyiyi nasıl yakalarımı düşünmek daha iyi olmaz mı?

Ersoyca .

HUZUR

İnsanlık yüzyıllar boyu aşka sevgiye şiirler destanlar yazmış adeta onu parlatmış neredeyse onun parlaklığından başka duygular görünmez olmuştur.. Elbette bu duygular etkileyici ve insan için değerlidir.Sözümüz yok.

Huzur, huzurlu olma,huzurunu koruma duygusu sevgi kadar güçlü bir duygudur.Huzur bozulmasın diye birçok aşktan sevgiden arkadaşlıktan dostluktan ortamdan vazgeçilmistir.Soylenecek söylenmemiş,duygular yok sayılmış hatta insan kendini yok saymış Kendi değilmiş gibi kendi olmadığı bir yaşamı sürmüştür.En basiti inanmadığı bir öğreti ya da dinin uygulamalarına katılmıştır.İstemediği doğru bulmadığı hâlde yaşadığı toplumun gelenek göreneklerine katılmıştır.

Hatta bazı insanlar huzurum kaçmasın,

duygusal zayıflıklarım görünmesin diye

inanmadığı düşüncelerin militanı bile olabilirler..

Huzurlu olma, huzurlu kalma duygusu birçok duygudan daha güçlü olmasına rağmen

görülmek istenmesinin sebebi:

içinde sahtelik, ikiyüzlülük,yalan,utanç barındırmasıdır.

Herkesin eksik ve tuhaflıklarının bilindiği ortamda herkesin herkese susması , görmezden gelmesi gibi..

Ersoyca..

ÖNCE İYİYİ GÖR..

Bizim toplumumuzda insanlar birinden bir şey aldıklarında, bir yakınlık gördüklerinde neden bunun mutlaka karşılığında bir şey yapmak deyim yerindeyse “altta kalmamak” çabasına Komşu bir tabak yemek getirdi geriye boş verilmez.

Boş verirse o gelen tabak gün gelir konuşulur.Çok görülmüştür.
Birçok olayla karşılaşıp canları yanmıştır.
En küçük kızgınlıkla sırlar ortaya dökülür. Geçmişte samimi olup ayrılınca arkadan konuşan atan bir sürü insan görmüş yaşamıştır.
Yapılan en küçük bir yardım ve iyiliğin az ilerde konuşulduğunu duymuştur.

İnsan karşısındakini kendi gibi bilirmiş ya aynen öyle davranılıyor.

Çıkarcı, alaycı,hödük,güvensiz..
İki insan iki laf edip bi çay içerse yakıştırma hazırdır.Bu şundan Karşı cins iki insan biraraya geldi örneğin çocuklardan söz ettiler.Hayır olmaz.Şudur..
Çeşitli unsurlarla ahlak, namus sözleri ile insanlar bastırılıp güya sözüm ona toplumun ahlakı korunur görünür.
İnsanın iyi yanları söylenmez, hatası yanlışı eksiği varsa anında önüne konur,üstelik “dost acı söyler” diyerek yalandan dost görünülür.
Dost acı söylemez.. Acıtmadan incitmeden söyler oysaki..
Beklentisiz yakınlık, iyilik ve sevgilere ihtiyaç var.Ön yargısız yakinliklara.Önce en can yakıcı aptalca düşünceleri öne koymaya değil.

Suçlamak

Yargılamak

Toplum önünde küçük düşürmek öncelik olmadan.

Anlayışı,güzel düşünmeyi önceliğe almak çoğaltıp yaymak zorundayız.

Toplumda soruyorsun kendini tek kelime ile tarif etsen ne dersin diyorsun.

Öne çıkanlar

Din

Irk

Ulus

Peki bu davranışların hiçbiri kendini tanimladigin değere uymuyor dediğinde KEM KÜM..

Sadece iç dünyalarını yansıtıyorlar ve bunun görünmez olduğunu düşünüyorlar.Yazık.

Bir an önce önce iyiyi doğruyu ve güzeli birbirinize yakıştırmazsak kötü kokular geliyor.
Hep birlikte çüreyeceğiz..
Ersoyca..

HEMDEM

Tanıdığım bir insanı hemen ön yargı ile harcamam.Fakat tam olarak güven duymadan kendimi bırakmam.Beni övmesi,duyarlıyım iyiyim vb sözleri beni etkilemez.Bir süre davranışlarını gözlemlerim bana karşı olanları değil tüm çevreye karşı olanları.Yanlış varsa bir iki uyarırım değismeye çalışıyor mu?Yoksa herşey aynen devam mı ediyor.. Aynen devam ediyorsa kesin ve net bir dille kendisini istemediğimi görüşmeyeceğimi bildiririm.

Benimle ilgisi olmadığı halde

benim arkadaş olduğum insanlarla arkadaş olanlar vardı.Benim arkadaşım olan bizi bir araya getirmek istediğinde onunla olmak istemediğimi ve nedenlerini anlattım kırılmasın diye.Bu kadar detayı nasıl bilebilirsin o kişi hakkında bir kere bile bir araya gelmeden dedi..

Dedim deneyim. Bir insan bazen bir Kelime ile tanınır.Bazen bir jestle mimikle.Hatta daha ileri gidip söyleyin gülüşünden çözerim insanı.O gülüşün hangi zamana ait olduğunu da az çok bilirim.Ve bana düşmezdi konu olduğu için uyardım.Arkadaşlık et ama dikkat et dost olmaz dedim.Bir süre sonra uzaklaştılar.

İnsanın bazı kriterleri vardır.Onlardan bir ikisini bozsa bile biriyle birlikte olması acı verir.Gerek yok.

En güzeli herkes yolunadır.Burada bir farklı cins olayı yok.İki insan.

İki insan hemdem olamıyorsa uzak olmaları daha iyidir.

Hemdem ve hemhal olacağınız can dostlarınız olsun dileğiyle.Az ve öz olsun.Temiz olsun.İyi pazarlar..

Ersoyca.

SES DEĞİL KELİMELER GÜÇLÜ OLSUN..

Elbette konuşalım, anlaşırız.Belki de aynı düşünce ve duyguda da birlestiğimiz olur.Belki de dost bile olabiliriz.Fakat bağırıyorsun.Sen bağırarak konuştukça benim anlamam azalıyor, anlayamıyorum.Boyle konuşmak ta istemiyorum.Ağzından tükürükler saçılıyor.İğreniyorum.Yüzüne bakamıyorum bu yüzden.

Sakin sakin konuşabilir misin benimle ?Anlayabileyim seni.Dinleyebileyim.Epik şiir istemiyorum zorlanacak durum yok.Sadece sakin bir duygu ve düşünce aktarımı istiyorum.

Sesinin şiddetini yüzümde hissetmek istemiyorum.

Sözünün derinliğini gönlümde,kelimelerinin gücünü duygularımda hissedeyim.

Elbette konuşalım ama sesin şiddeti ile değil,kelimelerin gücü cümlelerin derinliği ile.Yoksa ben anlayamıyorum, dinleyemi yorum,boşuna konuşuyorsun.

Ersoyca.

KENDİ İŞİMİ BAŞKASINA BIRAKMAM

Ben kendi işimi kendim görmeyi ister ve severim.Bana karşı bile isteye tüm iyi niyetime,samimiyetime ve açık oluşuma karşı bir kötülük fenalık görmüşsem,bunu kadere,hayata havale etmem.Onlar benim koruyucum mu?Amann boş ver Allah a havale et demelere karşı Allah a hiç havale etmem.Kendi işimi kendim görüp sonucunu da alınca içim rahatlar.

Yok affetmeyen kendine zarar verirmiş falan filan bunlar kişisel gelişim adı altında topluma uyumlu,pasif ,sorun çıkarmayan tipler var etmek için uydurulmuş şeyler.Ben benimle ilgili olmayan konuları bilmem,yargilamam,sorgulamam.İlgilenmem.

Canımı yakanın da canına okumak isterim.Kötüysem kötüyüm.Acizsem acizim.Kim ne sıfat derse oyum.Ama ben buyum..

Ersoyca.

KİMSE VAZGEÇİLMEZ DEĞİLDİR..

Anne baba ebeveyn kural ve geleneklerine bağlı biri değilim.Çünkü bazı tutumlar zamana bağlı.O günün koşullarına göre değer buluyor.

Akrabalığı önemsemiyorum.Akrabalık benim seçimim olan bir şey değil..Ne olursa olsun, bu benim akrabam ağabeyim,yeğenim,kuzenim vb kabulleneyim demem demedim.Onlarla iletişimimi onların davranış ve karakterine göre değerlendiriyorum.Her iliskimde olduğu gibi.Seçme hakkımı kullanıyorum.Benim bir değer sistemim var.Ona uygun olmayana duvar örerim.Bu akraba bu değil ayırmam..Sadece insan..Hatta kendim o değerleri çiğnersem kendimle muhabbeti kestiğim oluyor.😄

Birinci önceliği para ve maddiyat olan kim olursa uzağım.

Seni görüp senle olup arkandan konuşan tipler.

Maddi sıkıntısı olmayıp kazan dibi kazıyanlar,kasap önünde kemik bekleyenler

Aklındakini doğrudan söylemeyip iğneleme ,laf carptırma ,şakaya vurup incitme hâlinde olan

Yaptığı bir iyiliği dillendiren olmadık anlarda ima eden

Sürekli alınan, küsen, surat asan tipler

“Sen benden iyi mi bilecen” diyen angutlar

İşi olunca arayıp canım cicimci, işi olmayınca arayıp sormayan kendini akıllı sananlar

Ebeveynler bunlara bile kucak açardı.Ben evladım olsa katlanmam.. Katlanmıyorum.Ben vazgeçilmez biri değilim ,ne de başkaları VAZGEÇİLMEZ.Anlaşamadığın yaşamına negatif etki eden her kişiden uzak olmayı seçiyorum.Bu bir yaş meselesi değil.Kapımıza gelip benimle arkadaşlık etmek isteyen ve denediğim gençlik arkadaşlıklarım da oldu.O zaman da kafama uymayanı yaşamımdan çıkardım.Onlarca yıl geçti tesadüfen yolda karşılaşırsak merhaba merhaba o kadardır.Bana iyi olup başkalarına benim istemediğim davranışı yapanları bile hayatımdan çıkardım..

Ben benim seçimlerine uyan olursa onunla muhabbet ederim yaşamıma alırım kan bağı değil bana CAN BAĞI uyar.

Herkes kendi değerleri ile kendi ortamında mutlu olsun.

Bana uzak olsun..

Ersoyca..