YAZMAK

Burada yazdığım yazıları kendim için yazıyorum . Amacım hangi olay karşısında ne düşünmüşüm, şimdi ne düşünüyorum, akıp giden düşünceler kendilerine bir yatak bulmuş mu, saçmalamış mıyım, haklı mı çıkmışım? Geriye baktığımda kendimi ölçüp tartabileyim.
Haa, olmaz ya, olurda bir başka insan da bundan bi çıkarımda bulunur faydalanırsa ne âla. Ya da bak benim gibi düşünen biri daha varmış duygusu yaşanırsa mutlu eder.
Her bireyin duygu paylaşımı da farklıdır. Biz yazarak anlatmayı seviyoruz. Yazmayı seviyoruz.
Beğeni veya övgü isteseydik başka yerler bunun için daha uygun.
Burası benim günlüğüm, akıl defterim…Kelime bahçem, tümce tarlam..
E S

Hep iyi olalım fakat bilelim ki hep iyiler kazanmaz!

Çocuklarımıza iyiyi, doğruyu öğretirken, her zaman iyi ve doğrunun kazanamayacağını da öğretelim.
Hatta yüzsüz yağcı ve yalakaların daha fazla kazanç elde edeceğini anlatalım.
Fakat kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih etmesini, kaybetmenin acısının bir anlık, ahlaksızca üstünlük ve kazanç sağlamanın vicdan azabının bir ömür boyu süreceğini öğretelim.

E. S

POTANSİYELİ KULLANMAK

Bir çok ülke sanayileşmesini bizden çok önce tamamlamış durumda.Yarış ve rekabet edemeyecek durumdayız. Enerjiyi ucuza mal edemiyoruz. Dışarıdan mal alımımız çok ağır faturalar çıkarıyor. Biz sanayimizi öncelik sadece savunma sanayimize yönlendirip, asıl enerjimizi doğal kaynaklarımıza yönelmeliyiz.Öncelikle tarım ve hayvan varlığımıza.Bunun için doğal bşrikimimiz var. Enerjiyi de yine rüzgar ve güneş kullanarak çözmek zorundayız. Tarım ve hayvancılık beslenme durumumuzu karşılar enerjiye daha az ödeme gerçekleştirirsek sorunlarımızı daha kolay çözeriz. Turizm ise, bize büyük artı değer katar.

Biz var olan potansiyelimize yönelmek zorundayız.

Meyve üretmeyen Hollanda nın, meyve suyundan bizden daha fazla para kazanması uyarıdır.

Suudi Arabistan ın güneş enerjisine yatırımı uyarıdır. Norveç te ki rüzgar enerjisi çalışmaları uyarıdır.

İçten gelecek bir etki yaşam yaratır. Dıştan bir etki kırar döker. İç dinamikleri kullanmak zorundayız. Bir an önce bunu başaramaz isek çok şey kaybedeceğiz.

E. S

Aile Etkisi

Aile ve Rol Modeller
Ailede baba dış dünyanın rehberidir çocuğa. Ufku gösterir, alabildiğine geniş, alabildiğine zorba.. Sert rüzgarları gösterir. Yelkenleri ne zaman açıp ne zaman kapatacağını.
Fırtınanın başlangıcını gösterir bulutların hırsını.
Yağmuru nasıl kullandığını gösterir.
Babadan ağabeyden bunu gören öğrenen çocuk sakin olur. Durulur. Nerden ne geleceğini öğrenir.
Bunu babasız büyüksüz ağabeysiz öğrenen çocuk kaskatı olur. Tahammülsüz, gergin ve agresif.
Her an kavgaya hazır olur.
Çünkü rehbersizdir her şeyi mücadele ile kavga ile öğrenmiştir.
Rehberi ile öğrenen ise bilgiyle baş etmeyi, bilgi ve görgü ile öğrendiği için darbe yemeden öğrendiği için daha sakin yaklaşır sorunlara..

Ya da ona öğreten sert bir yol izlemişşse sert olur..
Anne ise evin içsel dünyanın rehberidir.. Anne sakin, net ve kararlı ise çocuk bunu alır.Sakinliğin gücünü öğrenir çocuk.
Anne işleri ağlayarak halletmeye çalışıyorsa çocuk bunu öğrenir.
Kırk tilki yöntemi ise aile yapısında annelerin ortamı kendi egemenliğine almak için aileyi bir arada tutmak için kullandığı nabza göre şerbet, eşref saatlerini gözeterek konuşmalar vardır.
Babadan keyifli iken istemeler, çocuklara babanız kızar ayar vermeleri, çocukları sevgi ile bastırmalar..Çocuk bunu öğrenir. Benim annem sorun çıkınca babamı yönlendirirdi. Okuma yazma sorunu vardı.
Çocuk ne görüyorsa onu öğrenir. Onu uygular.
Onlar aynadır aileye.
Bir insanı ancak ailesine bakarak anlayabilirsin.
Toplumdaki modelleri anne baba aile olarak biz var ediyoruz.
Aslında suçluyorsak, suçladığımız, övüyorsak övdüğümüz, kızıyorsak kızdığımız bizizdir.
E. S

TANIKLIK EDİYORUZ KENDİMİZE

BİZ
Biz eski insanız. Zorlukları aşa aşa yürüdük yolumuzda. Yaş 11 di yatılı okula gittiğimizde.. . En küçük bir yanlış yaptığında bedelinin ödendiği. Akranlarımız ana kucağında baba ocağında naz yaparken biz, lavobayı temizleyip tıkaçını tıkayıp çamaşır yıkıyor, kalorifer de kurutulup, yatak altında ütü yapıyorduk.
İdeallerimiz vardı. Çok şükür nasip etti Rabbim. dört arkadaş başladığımız yolculukta ayakta kalan pes etmeyen biz olduk.
Bir yatakla bırakıldığım öğrenci evinden öğretmen olarak ayrıldım.
Elektrik sobasında yumurta pişirip yediğimiz günler oldu.
Ölümün, ucuz bir mermi fiyatına, olduğu yıllardı.
Yolumuz doğuya düştü,
İki kova suyla gün geçirdik, leğen içinde banyo yaptık sırayla üç arkadaş ikimiz dışarı çıkarak,… sızlanmadık.
Kuzeye gittik sımsıkı sarıldık işimize.
Ne karıştırdık kendimize, ne karışık başkasına.
Ne yüksek oturaklar istedik. Ne mekan.
Köy damından da yaşadık, 30 metrekare lojman da da. Yeri geldi yıldızlı otellerde kaldık.
Ne evimiz lebiderya dedik.
Yoklukta gördük, varlıkta çok şükür.
Biz hiç değişmedik.
Ne eğildik,ne hor gördük. Yaşamın bize bahşettiği her güzelliğe eyvallah dedik.
Her zorluğa sabır gösterdik.
Bir evlat büyüttük, yaşama kattık Rabbim bağışlasın.
Nerden nasıl geldiğimizi unutmayız.
Kimi nasıl ve ne için eğiteceğimizi hergün daha iyi öğrenmek için çaba gösterdik.
Cefayı da, gün gelir sefayı da, yolumuzda bize destek olan yaşamımıza güzellik katan her bir can a vefayı da biliriz çok şükür..
Şimdi bizi rahat görüp şaka da olsa takılan olursa gülüp geçeriz.
Çünkü kimse kimsenin geçtiği yolları bilmez.
Sadece gördüğünü bilir.
Her yaşam kendi içinde çok şey barındırır, yaşamadığın yaşamı sorgulamak irdelemek yanlıştır.
İnsanların diğer insanlardan tek haklı isteği olabilir, SAYGI..Bizim de tek isteğimiz budur.. Bunun dışındaki duyguları hak etmemiz için emek, çaba ve davranış göstermemizğ gerekir.. .
Bu andan itibaren de ne olacağımızı yine Rabbim bilir.
Verdiğine de, vermediğine de razıyız.
Neylerse güzel eyler.
Bize düşen kendimizi ve haddimizi bilmektir.
E. SELKİ

ÇOCUK UNUTMAZ ,ERTELER

IMG_7232.JPG
ÇOCUK UNUTMAZ,ERTELER
Hani hep bildik bir teselli vardır ya “çocuktur unutur” diye…
Yetişkinler bilirler ki çocuk ne kadar zarara uğratılsa da ERTESİ GÜN YİNE GELECEK ve COŞKU DOLU HALİ iLE KENDISiNi İNCİTEN YETİŞKİNİN ETRAFINDA DÖNÜP DURACAKTIR.
Çocuğun bu hali yetişkini yanıltır, çocuğun dünü unuttuğu zannedilir…
Halbuki çocuğun aklı unutsa da hisleri unutmaz…
Zira çocukluk dönemi, “akıl” ile öğrenme dönemi değil, “his” ile kişilik kazanma dönemidir.
Örneğin, karanlıktan korkmak “akıl” ile ilgili değildir, ruhun incinmişliğidir… Ya da tırnak yemek akılla izah edilemez, ruhsal zayıflığın dışa vurumudur. Veya öfkesine yenik düşen bir çocuğu durdurmanız zordur; zira o, içsel sıkıntılarını şiddet ile dışa vurmaktadır.
Ve bütün bu hisler çocukluk yıllarında oluşur.
Çocuk küçük düşürülürse kendini küçümser, suçlanırsa kendini suçlar, ona değersiz davranılırsa kendini değersizlik hissi ile geliştirir.
Çocuk zihninin savunması yoktur, çocuk ne yaşarsa o olur…
Değer verilen çocuk değerli olur… Ve çocuğa değer vermek ona bir lütuf değil, insan olarak onun en doğal hakkıdır…
Gelecek, “çocuk deyip geçmeyen” ebeveyn ve eğiticilerle kurulacak.
Çocuk unutmaz ,erteler.Günü geldiğinde duygu ve aklı birleştiğinde yaşadıklarını ortaya döker harmanlar.Bir sonuca varır ve davranışlarını ona göre belirler.Siz bu çocuk eskiden böyle değildi filanca ile arkadaş olunca böyle oldu,evlenince eşi yaptı derken aslında sebep yaşanmışlıklardır.
Zamanında yapılamamış konuşmalar,dışa vurulamamış öfkeler gün gelir karşımıza çıkar.
Siz unutsanız çocuk unutmaz ,erteler.
Bu yüzden duygu ve düşüncelerin ifade edilmesine izin verin.Hesabı geleceğe kalmasın..
Açık ve dürüst olmak çocukla ilgili geleceğinizi belirler.
E.S

NET KONUŞ Kİ DEĞERLİ OLSUN

NET KONUŞMAK ERDEMDİR
İnsan büyük kavgalarda yorulmaz.. , Büyük depremler gibi, enerji boşalır. Rahatlanır.
Fakat küçük küçük sürekli sarsıntılar, sürekli vuruşlar, ne gerginliği bitirir. Ne de öldürür insanı..
İnsan ilişkileri de öyle .
Ne söylenecekse gevelemeden  söylenmeli.
Açık net…tak tak.hesapsızca.
Hesapsızca konuşamadığımız insanlarla hiç konuşmamak daha iyidir.
Sonuçlanamayan konuşmalar, verilen kararlara uymamak, sözleri geçiştirme, yaparız, hallederiz, sözleri, çözülmeyen sürünen sorunlar hep net olamamak, ilkeli bir duruş sergilenmemesinden kaynaklanır.
Bunu kim yaparsa karşıdakinin inancını güvenini bitirir.
Net tavırlı insanlar sivri görünseler de, yaklaşanı belli, uzaklaşanı belli olur.
Böyleleri çoğunlukla kaba, görgüsüz gibi nitelemelerle aşağılanıp uzak durulsa da dürüst oldukları için gizliden takdir edilir.
Çünkü bütün insanlar böyle olmak ister.
Fakat çıkarlar, hesaplar, belirsizlikler ve minnetler yüzünden olunamaz.
Herkese nasip olmaz net ve dürüst olmak.
Çünkü o bir erdemdir. Kolay elde edilmez.
Bazılarının üzerine koysan durmaz.
Semer değil ya…!

E.S

🙏 LÜTFEN ANLAYIN!

LÜTFEN BENİ ANLAR MISINIZ
Dostlar, arkadaşlar, ben; zeki akıllı biri değilim.Sıradan biriyim.Ne söylersem o, sadece o anlaşılsın istiyorum.
Lütfen zekanız aklınız ve öngörünüzle sınamayın.
Bana çoğu zaman evet ya da hayır deseniz yeter. . O zaman anlayabiliyorum sizi.
Bugün bu yemek güzel dedimse, dünkü kötüydü demek değil.
Bugün çok çalışmışsın denince dün öyle değildin anlamında değil.
Dondurma ister misin? e.
Hiç dondurmaya hayır dediğimi gördün mü demeyin.
Nerden bileyim o gün barsak rahatsızlığı olmadığınızı.
Çay güzel olmuş demişsek öncekiler kötüydü anlamına gelmiyor.
Hatta çay yapmayı anlatmayın. Övmeyin . Çay işte. Buluş yapmadınız.
Örnek çok bunlara.
Beni zekanızla azarlamayın.
Ne demişsek o.. Gelmişini geçmişini karıştırmayın.
Bu yemek güzel olmuş demişsek, yıllarca patlıcan oturmayı seviyor olmayalım.
Ben insanlardan uzak olmayı seçiyorum..
Neden?
Akıllı ve zeki olmak zorundaymışım gibi görülüyor. Oysa ben saçmalayıp beraber gülebileceğim ne söylersem onu anlayacak insan istiyorum hepsi bu.
Zeki, akıllı, cin gibi değilim.. Çok sıradan bir insanım.
Aklınız sizin kalsın. Zekanızla dövmeyin lütfen.
E. S 28.07.17

KİMİ?

KİMİ?
Kimseyi sevmedik yalandan..
Mış gibi de yapmadık.
Cesur adımlar atan geleceğe
Yüreğini koyanları işine aşına
Çıkarsız olanları ,
Samimi içten gülüşleri sevdik.
Verilen sözlerin tutuluşuna tutulduk.
Çocuk saflığındaki hallerde var olduk
Işığı sevdik,
Gözlerde parıldayan.
Gidecek kalacak diye bakmadan..
Şahı da tutmadık
Piyon karşısında..
Cüzdan da tercih etmedik
Vicdana karşı.
Her uzaklığın
Her yokluğun
Zindan olduğunu bilerek
Hiç bir şey beklemeden
Gönül heybemize
Sevgi derledik
Katık olsun diye ,
Uzun yaşam yolculuklarında..
Hasretin zulmüne inat
Güzel insan sevdik.
E.SELKİ

GEL!

GEL
Yaşam yorgunluklarında
Uzun yolculuklarından sonra
Sıkıldığında ,üzüldüğünde
Dertlerini dökmek isteğinde,
Hasretinde,
Özleminde,
Gecenin bir vaktinde ,
Ay ışığında ,
Gün ağardığında,
Akşam olduğunda,
Gözlerin nemlenlendiğinde,
Dünya dar dar gelmeye başladığında,
Gülmeyi özlediğinde..
Gel ..
Anahtarı denizlere atılmış
Bu gönül evinin.
Çalmadan gir kapısını.
Dost kapısıdır dosta.
Bakma viraneliğine
Bakma yıkık dökük oluşuna.
Zamanın izidir eskiliği.
İçinde od yanmış ocaktır
Çok ateş saklamıştır küllerinde,
Yeniden dost gönlü ısıtmaya.
Zamanı ,derinliklerde bırak
Yüreğini al ve gel..
E.S

DOĞMAK

Dünyaya gelişimizde hiç irademiz yok. Biz bizim dışımızdakkilere göre doğanız. Bu kaderdir.. Çocukluktan kurtulan birey seçimleri ile yeniden doğmak zorundadır. Bu yaşamını seçimleri ile şekillendirmektir. Bu kader değildir. Kuran’ı Kerim Necm 39 da insan ancak yapıp ettiklerinin karşılığını görür diyor.
Meal:(Ve doğrusu insana da kendi emek ve çabasından başkası yoktur.) kaderi kendi yanlışlarınıza bahane etmeyin diyor.
Eşini, işini, çocuk sahibi olmaya karar vermek, nasıl yaşayacağını kendin belirlemek, arkadaşını dostunu seçmek yeni doğuşlardır.
Çünkü her seçim sonrası hayat yeniden kurulur.
Yeni bir doğum yaşanır iyi ve kötüsüyle.
E. S

En Uzun gece

şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
mubtela-yı gama sor kim geceler kaç saat..”

(en uzun gecenin hangisi olduğunu ne müneccim, ne de takvim yapanlar bilir..
gam tutkunlarına sor ki geceler kaç saattir..!)

Doğan Cüceloğlu alıntısı

Sevgili Doğan hocam;
ilkokul 1. Sınıf ilk gün. Annem tutttu kolumdan götürdü okula. Sınıfa girdik. Heyecan falan hissetmiyorum annem çalıştığı için kreşlerde büyüdüm. İçeri bi girdik herkes ağlıyor. “Neden ağlıyorlar acaba” diye soruyorum içimden. Annem en önce üç ağlayan oğlanın yanına dördüncü olarak oturtturuyor beni. Arkaya oturalım, diyorum ama tüm anneler çocuklarının yanına oturduğu için yer yok. Mecbur ağlak oğlanların yanına oturuyorum. Çok hayal kuran bir çocuğum. Birden çizgi film gibi canlanıyor gözümde. Bu ağlayan çocukların gözyaşları dolduracak burayı ve ben boğulacağım.

Tabi hemen kendince bir çözüm bulup tırmanıyorum kalorifer borusuna.

Öğretmen ile annem beni orda görünce (ki daha hiç tanışmadım öğretmenim ile) beni sinirli bir şekilde aşağı indiriyorlar. Öğretmenim okulun ilk gününde sormadan annemin yanında yanağıma acıtmadan vuruyor. “Bi daha bunu yapma!! “ Annemde kolumu çimdikliyor “bi dakika durmuyorsun yerinde”diye.

Benim bundan sonra kalbim buz gibi oluyor. Önümüzdeki 4 yıl ne okuyorum ne yazıyorum. Hiç bir sınava girmiyorum, hiç bir ödevi yapmıyorum. Seviyor olmuyor, tekrar dövüyor olmuyor. En sonunda 4. Sınıfta ayrılıp müdür Yardımcısı oluyor onun yerine daha beter bir öğretmen geliyor, ama onda okumaya başlıyorum. Aslında daha önce zaten içimden okuyorum, problemleri çözüyorum ama tepkimi böyle gösteriyorum işte.

Derken bomboş bir durumda okuldan mezun olup ortaokula geçiyorum. Öğretmenler hala benim için kötü. Bir gün matematik öğretmenim “Tahtaya yazdığım problemi çözüp yanıma getirin”diyor. Çözdüm ama götüremiyorum. Çekiniyorum. Baktım herkes götürüyor “Bi göstereyim bakalım” diyor defterimi önüne koyuyorum.

Birden yüzüme bakıyor. Gözümün içine. Ölüyorum korkudan “Ne güzel bi yöntem bu” diyor. Bişey demiyorum, sırama dönüyorum geri. Yanlış anladım gene diyorum. Sonra tahtada problemin çözümünü anlatıyor. “Amaa diyor en güzel ve pratik çözüm Özlem arkadaşınızın olmuş” diyor. Kulaklarım yanıyor. Özlem mi dedi? En güzel mi dedi?? Kalbim patlayacak.

Sonra bi soru daha soruyor. Bu sefer ilk çözüp götürmek için heyecanlanıyorum. “Aferin”diyor. Gözümün içine bakıp. “Beni görüyor mu?” “Gerçekten mi aferin” diyor.

Kalbimi donduran öğretmenimin yerine kalbimin buzunu çözen tek öğretmen. Tüm ortaokul hayatımda ve hatta tüm hayatım boyunca en iyi ve maalesef tek iyi öğretmenim O idi. Tahmin edin ne öğretmeni oldum. Tek tercih yaptım tabiki matematik öğretmenliğini seçtim.

Mezun oldum. 15 yıldır öğretmenim.Bir gün öğretmenler odasından geçerken onu gördüm. Saçları beyazlamış ama aynı şefkatle soru çözüyor. Müdür beyin arkadaşıymış emekli olunca evde oturmak istememiş iki üç saat gelip çocukların sorularını çözeyim demiş. Düşünceye bakın. Hemen elini öptüm tanıdı beni.

Derste duramıyorum bir an önce zil çalsada aşağı insem konuşsam diye. Yıllar sonra İlk sohbette söylediğim cümleye hayret ediyorum. “Öğrencilerimi 68 ülkede yapılan uluslararası matematik sınavına hazırlıyorum ben. Geçen sene biri tüm soruları doğru bildiği için Fransa eğitimi kazandı!”

Küçücük çocuğum sanki; karşımda gene o genç delikanlı hocam. Bana “aferin”desin istiyorum. Koca kadın oldum 15 yıldır öğretmenim iki çocuk annesiyim. Aferin desin diye bekliyorum.

Diyor da. “Aferin gurur duydum seninle!” Ne çok güldüm sonra halime.

İyi ki vardın sen hocam, hep senin gibi gözlerine bakıyorum çocuklarımın. En tembelleri, en yaramazları daha çok seviyorum. Daha çok ilgi gösteriyorum.

***
Gaziantep’te yaptığım konuşmaya geldi ve Ö. öğretmenimle tanıştım. Bana daha önce gönderdiği mektup ÖĞRETMENİM BİR BAKAR MISIN? kitabının 136 sayfasında “halden anlama”nın altında yer alıyor.

Bazı öğretmenlerimiz derin okyanuslar gibi bitmeyen bir güç ve şevk içindeler. Onlara sevgi, saygı ve selamlarımı yolluyorum. İyi ki varlar!

AÇIK HAVA VE OYUN

Çocukların eğitimine, açık hava derslerini ve bahçede serbest oyunu katmanın neredeyse bir zorunluluk olduğunu gösteren yeni bir araştırma daha yayınlandı.

Avustralya’da okullar için çalışan kuruluş Açık Havada Oyun ve Öğrenme (OPAL) tarafından yapılan yeni bir araştırma, düzenli olarak açık havada serbest oyun oynayan çocukların sınıfta daha iyi konsantre olabildiklerini ortaya çıkardı. Ancak araştırmaya katılan ebeveynlerin sadece yüzde 55’i çocuklarının her gün açık havada oyun oynadıklarını belirtti.

Oysa matematik, fen, okuma ve öğrenci memnuniyetinde sürekli dünyanın en iyileri arasına girmeyi başaran Finlandiyalı öğrenciler, her bir saatte bir 15 dakika açık havaya çıkıyor.

Western Sydney Üniversitesi profesörlerinden Tonia Gray, açık havada oyun oynama şansı bulamayan çocukların daha stresli ve huysuz olduklarını, dikkat sürelerinin daha kısa olduğunu ve akademik potansiyellerine tam olarak ulaşamadıklarını söylüyor. Ayrıca bu çocukların gözleri de daha zayıf oluyor.

Avustralya gibi iklimi uygun bir ülkede bile çocuklar açık havaya az çıkıyor

“Çocuklar açık havada öğrenirken daha sakin, özgüvenli ve açık oluyorlar,” diyor Gray. “Ayrıca sosyal becerileri, hayal güçleri, yaratıcılıkları, takım çalışması becerileri, konsantrasyonları ve davranışları gelişme gösteriyor.”

Gray araştırma verilerini ise şöyle özetliyor: “İlkokul çağındaki çocukların altıda birinden daha azı açık havada ders yapıyor. Ve her üç çocuktan ikisi açık havada günde bir saatten daha az oyun oynuyor. Altı öğretmenden biri, son altı aydır sınıfını açık havaya hiç çıkarmadığını söylüyor. Açık hava ile kapalı mekanlar arasında bir denge yaratmamız çok önemli.”

Araştırmacılar açık havada olmanın çocukları daha konuşkan yaptığını da buldu. Yapılan kayıtlara göre açık havada yapılan sohbetler kapalı mekanlardakine oranla daha akıcıyken, karşılıklı diyaloglar daha fazla yaşanıyordu.

BAKMAK VE TANIMAK

IMG_2622Bir fotoğraf neler neler anlatır bakmasını bilene.. Her bireyin dünyası ayrı diyor bu fotoğraf.. Çocuk kendisine lokum verilmesi için gözlerini açmış beklerken, anne alış veriş le ilgili. Biz fotoğraf çekme derdinde.
Satıcı ürününü satma umudunda.

Herkes kendi derdinde diye kızmamak lazım günlük telaşlarda.Günlük telaşlarda tanıyamazsın insanı.İnsanı hiçbir ÇIKARI yokken insanlara nasıl davrandığına bakarak bileceksin.
Nezaketi nasıl?
Saygısı nasıl? Saygılı halleri sadece kendinden “üstün”gördüklerine mi?
Şefkatli mi?Şefkatli halleri sadece kendi etrafındakiler olunca mı?
Mesela kendi çocuğunun hakkı kadar diğer çocuklarında hakkı var diyor mu?
Kendisi istediğini başkası için de istiyor mu?
Tanımadığı birine dua ediyor mu, güzel bir iş yapınca.
Yoksa ayırıyor mu? O şu bu şu diye
Bir can yanınca ,bir can kaybolunca can yakanı korumak için susuyor mu?

Ayrıca bir insan kısa sürede gizleyebilir kendini .Zaman gerekir.

E. SELKİ

OKUMAK

Bir video izledim. 12 yaşlarında bir çocuk – genç babasına ortaokul bitince beni okuldan al, ben “ticaretçiolmak istiyorum. Yapamıyorum okulda, dersten bir şey anlamıyorum diyordu. Etkilendim. 16 yıl okuyup iş bulamayacağını bu yaşta anlamış gelecek kurgusu yapmış bir genç kavramıyor öğrenemiyor olamaz. İncelenmesi gereken bir durum.

Böyle çocukları neden meslek liseleri ve sanayi iş kollarıyla koordineli eğitim vermiyoruz. Her birey üniversite okumadan da meslek edinebilmeli. Her birey 6-10 saat sırada oturup, ders dinleyip, çalışıp soru cevaplamayı kaldıramayabilir.

Meslek Y. Okullarını lise düzeyine indirmekte çare.

Her meslek grubuna ayrılacak öğrenciyi, öğretmen grubu, veli, öğrenci somut verilerle ortaokul 7.sınıfın sonunda belirlemeli.

Akademik yönü iyi çocuklar da yönlendirilmeli.

Lise de branş değiştirecekler olursa izin verilmeli.

Üniversite bölümlerine o bölümden gelen öğrenci girebilmeli.

Gerekirse ikinci dal eğitimi de alabilir.

Bunlar olmaz işler değil. Niyete bağlı.

Eğitim ne için olmalı? sorusuna verilen cevaba bağlı.

Bana göre eğitim alan kişi eğitiminin sonunu baştan bilmeli. Net olmalı.

Ve eğitim ÜRETİM için olmalı. İnsana Hizmet te bir değer üretimidir. Hemşire, şoför, gibi.

E. SELKİ

ZEKA MI? AZİM VE ÇALIŞKANLIK MI?

İnsan bir bilgiyi zaman içinde öğrenir; kavrar. O bilgi ile ilgili işte çalışmaya başlarsın. Deyim yerindeyse ekmeğini de kazanırsın. Bilgi insanı bir yere kadar götürüyor;
 Oysa insana yol kat ettiren  çalışma azmi ile ilgili karakteridir. 

 Bilgisi olmuş, ama kendini geliştirememiş, motivasyonsuz sadece işini yapıp kenarda oturan kişi sadece kendine ve yakın çevresine yarar sağlar.

Motivasyon, çalışkanlık, başarma azmi ve bir işi gerçekten mükemmel yapmayı istemek, aslında, bilgiden daha öndedir.

Azimli, disiplinli, çalışkan, çok soru soran öğrenci zeki bir öğrenciden daha iyi işler başarabilir.

Zeka , bilgi çalışkanlıkla desteklenmiyorsa bir yere kadar götüren pil veya akü gibidir.

Disiplinli çalışan araştıran soran azimli olan kişi ve öğrencilerse elektrik gibidir.Sürekli aydınlık ve güç verir.

Yararı sadece kendine değildir, çevresine ve topluma da katkı sağlar.

E.SELKİ