Bahar İçe Açmalı

Geri getirecek mi bahar ellerimizi

Yeniden dokunup kaleme

Şiire ses verecek mi gözlerimiz

Nisan a çalacak mı gökyüzü

Yeşile çalan mavide

Bir çocuk gibi

Eklenecek mi

Masumiyet

Dudakların kenarına

Ay ışığını kıskandıracak mı

Gülüşler..

E S 28.03.2019

Sohbet

Sevdiğin insanla bir pencere önünde, bir kapı önünde yapılan sohbetler güzeldir.Hele her iki tarafta içten, açık ve gönülden ise daha da güzelleşir.

Bu sohbet bir masa başında sevilen bir içecekle taçlanırsa tadından yenmez.

Aslında yer ve zaman bahanedir. Asıl önemli olan o kişinin yakınlığı ve yaşımımıza kattıklarıdır.

E. SELKİ

Fotoğraf. E. S Fethiye /Kayaköy

Herkesin “Güzellik””İyilik” Anlayışı Farklı

Bugün 26.03.2019 da çektim bu fotoğrafları. Dahası da var.

Bize göre yaşamın rengi bu.

Yaşam içinde güzellikler bakışınıza bağlı. Bizim bakmadan geçtiğiniz, yerine göre üstüne basarak geçtiğimiz güzellikler var.
Çiçek böcek diye atladığımız bir çok şey başka coğrafyaların hayal etmekte zorlandığı hayatın güzel parçaları..
Hayat bir bütün ve biz o bütünün ne kadar parçasını değersizleştirip, önemsiz gördüğümüzde kendi çevremizi çoraklaştırıp beğenmemeye başlıyoruz.
P. Coelho Simyacı eserinde bir kişinin rüyası üzerine güzellikler aramak için Mısır a kadar gittikten sonra, mutluluğunun rüya gördüğü köyde olduğunu anlayışını anlatır.
Aradığımız aslında uzakta değil. Yanı başımızda belki de. Bazen bir başka pencereden baktığımızda, pencereyi dıştan açtığımızda görebiliyoruz.
Biraz da hayatı nasıl anlamlandırdığımızda . Ve ne ile yetindiğimize, bağlı.
Ne katıyoruz ona, ne bekliyoruz? ..

Bir de insanlar var. Biz onda o kadar güzellik görürüz ki. Bunu söylediğiniz zaman beni gözünde abartıyorsun gibi benzeri sözler ederler. Bilmezler ki, biz gözünden içeri bakmışızdır. Yüzlerce insan görmüşlüğümüzle kendisini anlamlandırmışızdır. Bizim için güzel insandır. Severiz. Fakat aynı kişi başkası için farklı şeyler ifade edebilir. Her pencere farklı gösterir. Biz merhamet, şefkat, anlayış, sorumluluklarını yerine getiriyor mu gibi pencelerden bakıyoruz. Hayatımıza seçerek aldığımız sevdiğimiz insanın da eksik ve yanlışı olursa kendi yanlışımız gibi kabul eder, yüreğimize bastırır iyileştirmeye çalışırız. Seçim önemli. Seçtikse bizimdir. Yüreğimizin içindedir. Yeter ki seçelim. Yeter ki sevelim.

E SELKİ

Kalp Rengi

Senin kaçırış olarak gördüğün birçok şey başkasına değersiz. Yani o kaçırmıyor ki.
Ben de ona göre saçma şeylerle ilgilenen saçma biriyim.
Öyleyse dedim güzel bir şey yaz.
Mesala lahana dolması!
Bir insan sevdiğinizi bildiği için zahmete katlanıp size onu getiriyorsa bu önemli.
Tabi ki bana göre.
Ve bu bizce unutulmaz. Kahvenin 40 yıl ise hatırı lahana sarması zamana sığmaz.
Bir de hesapsız kitapsız duygularını anlatan kaprissiz insanlarla aynı masada oturup gülerek dinleyebilmek var.
Eksiğinden gocunmayan, yarasını saklamayan insanlarla bir arada olmak güzel.
Güzel insanlar biriktirmek, onlarla tavafuk olmak çok güzel.
Evladından küçük, öğrencilik yıllarını bilip örgülü saçlarını hatırladığın genç insanların güzel insan olduğunu görüp mutlu olmamak elde değil.
Allah her insanı kendi kalbinin renginde insanlar ile karşılaştırsın.
E.S

SEVMEK, DÜRÜSTLÜK GEREKTİRİR

Biri bize bir şeyi sevdiğini söylüyor ama onunla ilgili bir şey yapmıyorsa onun sevgisine inanmayız.

Ülkesini sevdiğini söyleyip işini doğru yapmıyorsa, çocuğunu sevdiğini söyleyip gereken özeni göstermiyorsa, hayvanları sevdiğini söyleyip sahiplendiği hayvanı bırakıp gidiyorsa, öğretmen öğrencisini sevdiğini söyleyip bir memur gibi çalışıyorsa, bir insanı sevip ona emek vermiyorsa biz buna inanmayız. Bu “mış” gibi yapmaktır.

Sevgi bir “sanat” tır. İnce ince dokunması gereken bir dokumadır. Sana ait olmayana da özen göstermektir.

Bir güzel çocuğa, çiçeğe, insana kalp ritminizin değişmesidir. Aynı özeni, aynı sevgiyi görmeseniz de onun iyiliğini, mutluluğunu tüm gönlünüzce istemek, gerektiğinde yanında olmaktır.

Sahip olduğumuz varlıklara ilgi, emek değildir sevgi.

Nedensiz, niçinsiz,sadece var olduğu için o varlığı yüceltebilmektir.

Yanlış ve eksiklerini bilerek ve tamamlayarak gerekirse birlikte düzelterek onu yaşamına kabul etmektir.

Onun yanlışı var, hatası var,istekleri var onu yanımda görmek istemiyorum benden uzak olsun ama ben onu seviyorum. Böyle bir sevgi yok. Evlat için, dağ için, arkadaş, dost için.. Bunun adı sevgi değil. Bu benim için iyi ve tamam olursa yaşamıma kabul ederim aklıdır. Bencilcedir.

Sevmek, her kim ve neyse onun gelişimini, iyiliğini, var oluşunu istemek ve bunun için gerektiğinde yanında olmaktır.

Çocukları severim.

Çocuklar için ne yaptın?

Yaşlıları severim?

Ne yaptın?

Şu insanı seviyorum. O kişinin mutlu olması için ne yaptın? En azından başkaları ile beraber mutlu diye rahat bırakmayı bildin mi?

Herkesin dilinden eksik etmediği sevgi öyle basit sıradan her ağza yakışan bi şey değil.

Öncelikle içten olman ve kendin olman gerekir. Sen sen olduğun için değer veren, kabullenen, asla izin almadan alanına girmeyen, hatalarını, eksiklerini başbaşa iken insanca söyleyip, ısıtıp ısıtıp yüzüne vurmayan kişi seviyordur. Bunun dışında davranan herkes “anne dahil” şartlı seviyordur. Benim istediğim gibi olursan, iyi olursan bana ait olursan gibi gibi. Bu gerçek sevgi değil bence.

Sevginin şartı, şurtu olmaz. Sevmemek te en doğal haktır.Bir insandan, bir varlıktan uzak durmak haktır.

Sevmek zorunda değilsin.

Öyleyse seviyor gibi yapmayacak, en azından dürüst olabilmeyi becereceksin. Bunu yaparak en azından kendini sevmeyi başaracaksın.

Gerçek seven biri olabilme ve gerçek sevenlerin olması dileğiyle..

E. S

Ev Başka, “Yuva”Başka

Bu ufak tefek ev bizim yuvamız. Bizim varoluşumuz burada başladı. Çocukluğumuz burada geçti. Terbiyemiz, görgümüz,ne isek burada şekillendi.

Burası sığınağımız, “guzu” olduğumuz yer.

Tüm dünya nimetlerini bırakıp, korkmadan dönebileceğimiz yuva.

Hiç liğimiz in, kaynağı burası.

Şimdi nasıl yerlerde yaşadığımızın önemi yok. Biz burayı içimizde taşıyoruz. Özümüz bu.

E.S

İNSAN ÖN YARGILIDIR

Hata
Bu video mevcut değildir

Sevgi

Bir kişi sadece kendi çocuğuna karşı sevgi duyuyor ilgi gösteriyorsa ve diğer çocuklara saygı gösterme gereği duymuyorsa bu çocuk sevgisi değildir.

Bu kesin ve net bencilliktir.

Bir kişinşn kendi çocuğuna yakınına ilgi ve sevgisi elbette daha fazla olabilir. Bu diğerleri için de güzeli isteme saygısından uzak olmamalıdır..

Bu yaşamdaki herşey için geçerli. Çiçek, hayvan, ev, sokak, takım, … aklınıza ne geliyorsa..

Sevmek bir bütünü sevmektir.

O da hayatın tamamıdır.Sadece bize ait olan değil.

E. SELKİ® 14.03.19 23.32

Dücane Cündioğlu yazısı

Nasıl ki seslerin kendine özgü bir dizisi varsa, renklerin de kendisine özgü bir dizisi var.

Ses dizileri ve renk dizileri….

Haz, işbu dizilerin ahengini idrakten kaynaklanıyor; kulağa ve göze mülâyim olanı idrakten…

Doğasıyla uyum içinde olanı idrak suretiyle alınan hazzın sürekli olması beklenir, ama o beklenen süreklilik hiç gerçekleşmez.

İdrak edilen uyum ve âheng, nedense, bir süre sonra haz vermez olur; derken eleme bile dönüşür. Çünkü idrak edilen uyum ve aheng, zaman içinde bir yeknesaklık, bir tekdüzelik kazanıverir.

Bu durumda aynı eseri dinlemek veya aynı manzaraya bakmak ızdıraba yol açar, zira nisbetler çözülmüş, tenasüb bozulmuştur. Eskiden beğenilenin sonradan beğenilemez oluşu bundandır.

Farklı idraklerin sebebi, idrak eden (müdrik) ile idrak edilen (müdrek) arasındaki tenasüb ve ahengin sabit olmamasıdır. Nisbetler değiştikçe idrak de değişir. İdrak değiştikçe, kaçınılmaz olarak idrakten hasıl olan haz ve elemin miktarı da…

* * *

İdrak”in seviyesi idrak eden nefsin mertebesiyle orantılıdır.

Nefsin mertebeleri vardır; insanın kemâle erdirmek uğraştığı nefsin…

Evet, nefsin de kemâli var.

Bu âlemden alınan hazların en yükseğinin alındığı mertebedir nefsin kemâle erdiği mertebe. Kemâle erdiği, yani öldüğü…

Bu dünyada çekilen acı ve elemlerin tamamı aslında nefsin kemâle eremeyişinden kaynaklanır.

Birileri kusur desin, birileri de eksiklik ve noksanlık… her iki hâlde de kastedilen aynıdır: Yetkin olamayış, yani kemâlden mahrumiyet.

Kemâle eren nefs, hakikatte nefs (anima) vasfından sıyrılmış, ruh”a (spritus) dönüşmüştür. Başka bir deyişle, teslim (müslüman) olmuştur.

İrfan geleneğinde “nefs-i kâmile” veya “nefs-i sâfiye” şeklinde adlandırılan mertebe, özgürlüğün ta kendisidir.

Bu mertebenin hiçbir rengi yoktur. Nefs-i kâmile renksizdir.

Nefs-i kâmile yeniden başa dönüşün mertebesedir. Masumiyet âli. Bebeklik.

Cennet gibi kokar bebekler. Nefs-i sâfiye de öyle.

Rengi yok ama kokusu vardır. Hakkın kokusu.

Oysa diğer mertebelerin her birinin kendine özgü birer rengi var.

Altı mertebe ve altı renk.

Tümü de psyche”nin renkleri… nefsin…

* * *

Nefsin mertebeleri mülkiyetle başlıyor. Sahip olmakla, elde etmekle, mülkiyeti taleble…

Bu mertebenin adı: nefs-i emmâre.

Kötülüğe sevkeden nefis. Kötüden ve kötülükten haz alan nefis.

Rengi mavi, ve fakat unutmamalı ki ışığı kendisinden değil. Çünkü tavrı, tavr-ı Kamerî.

Ay”la karakterize olur.

Adem oluşun ilk mertebesidir. Şehvet ve gazabın tecessüm ettiği mertebe.

Mahrumiyete katlanamaz. Kaybedenlerin ve kaybolanların mertebesidir nefs-i emmâre. Mahrum olanların. Nâdanın.

Züleyha gibi.

Aramak yazgısıdır. Aramak, bulmak, ele geçirmek…. ve her defasında kaybetmek…. kaybettikçe kaybolmak…

Nefsin —ne gariptir ki— kendisine en sahip olduğuna inandığı an, hakikatte kendisini tümüyle yitirdiği andır, tıpkı Buñuel”in Conchita”sı gibi.

— “Kendimden daha değerli bir şeyim yok!” der Conchita, çıplak dans ettikten sonra… (Cet obscur objet du désir)

VE kazandığı an kaybeder.

Mavi uzağın rengidir bu yüzden. Uzağın ve yasın. Emmâre de öyle, Hak”tan en uzak oluşun sembolüdür.

Bu yüzden karşıtı nefs-i sâfiyedir. Yani çizginin bir tarafında mavi vardır, tam karşıtı ise renkten âridir.

* * *

Kötülüğü sevkeden nefsin, ait bulunduğu mertebenin kendisini nelere zorladığından habersizdir. İster ama niçin istediğini bilmez. Bilebilmesi için bir mertebe yukarı çıkması gerekir. Bilebilmesi, yani pişman olabilmesi için…

Nefs-i levvâme”ye…

Psyche”nin ikinci mertebesine…

İyi ile kötünün arasını tefrik etmek başka, bu tefrikin gereğini yerine getirmek daha başkadır.

İnsan çelişkinin hasını asıl bu mertebede yaşamaya başlar. Bilir ama bildiğinin tam aksine de davranabilir.

Halvetîler ve Nakşîler bu mertebeyi sarı”ya boyarlar, Uşşakîler ve Rifaîler ise kırmızı”ya.

Niçin sarı, niçin kırmızı?

Bu konuyu yarın da incelemeye devam edeceğiz.

Not: “Felsefenin Türkçesi” ile “Daireye Dair”in yeni baskıları Kapı Yayınları”ndan çıktı. İkisi de hikemiyattan çok Hikmet”e iştiyakın mahsûlü. Hakikatin edebiyatına değil, bilgisine… Hakikatin, yani bir tek gözlerinin içine bakmama izin veren güzelin…

MEMNUNİYET GÖRECESİ

Yoksulluk yaşamsal gereksinimlerini yeterince karşılanmaması,gerektiğinde ulaşılamaması anlamı taşır fakat bu kişiye göre öyle değişken bir kavram ki.Hayat anlayışı ile ilgili olarak kimi kişinin yoksulluğu diğeri ile farklılık gösterebiliyor.Anadolu toplumu öyle zorlu süreçlerden geçmiş , öyle ayakta kalma mücadelesi vermiş ki en küçük bir ilerlemeyi müthiş bir tevazu ile ilerleme gelişme ve yokluktan kurtulma olarak görüyor.Bu durum başka yaşam biçimleri ile karşılaştığında çok basit kalsa bile başka yaşamlarla karşılaştırmak yerine yoksulluğun dibine vurduğu günleri mihenk taşı olarak görüp durumuna şükredebiliyor.
Doğu ilimizde çalışırken daha iyi anlamıştım bunu o kadar azla yetiniyorlardı ki,bizim maaşımız onlar için büyük bir bütçeydi.Biz ise maaşımızı az görür durumdaydık.Çünkü daha iyi yaşam koşullarını görüyor ve biliyor daha iyinin peşine düşüyorduk.

Sonra Karadeniz in bir köyünde çalıştık yıllarca.İnsanların belli bir aylık geliri olmadan elindeki biraz fındık ve büyükbaş hayvanı büyütüp satarak nasıl geçinmeye çalıştığını gördük.

O sırada köyün bakkalı olan insanın söylediği şu sözler beni uyandırmıştı.

Gençlik yıllarımızda evde ,tarhana çorbası ve güzden yapılmış turşu varsa ekmeklik un da alınmışsa biz kendimizi rahat hissederdik demişti.

İşte bu durumdan bir üste çıkan insanlar başarılı yada yeterli gibi görüyor yaşamı.

Çünkü o kadar dipten geliyor ki nefes alabildiği ilk yer yeterli oluyor.Bir ara vermesi gerekiyor belki de burada bir kuşaklık.Bu da uzun zaman demek.

o kadar kötü yoldan yolculuk etmiş ki stabilize bir yol onun için büyük nimet.Neden asfalt yapılamıyor demiyor.Devletimden Allah razı olsun diyor.Zaman geçmesi gerekiyor onun için..

Bu durumdaki insanımızın tatile gitme hayali yok.Altında kendini taşıyan işini gören bir aracı varsa daha iyisi için uzun süre mücadele vermiyor.Belki de haklı.Yaşamında bu kadar mesafe kaydetmeyi yeterli görebilir.

Son rakamlar Türkiye de 13 milyon insanın devlet yardımı ile yaşadığını söylüyor.

Bir toplum kesimi bu insanları tercihleri yüzünden aşağılayabiliyor.

Bu durumda kendisine küçücük bir yararı olan kişilere biat ediyor. Onunla kendini özdeşleltirip yerine göre fanatiği olabiliyor.

Ona göreceli olarak değer verdiğini sandığı yetkilileri kutsuyor.

Tercihlerini bu yönde kullanıyor.

Bunu bilenler de bu zaafı kullanıyor. İnsanımızı değiştirmek geliştirmek yerine bu durumu devam ettirme yollarını seçiyor. Çünkü bu durum kendine yarar sağlıyor.

E. S

E. S

İNSAN İNSANA

İnsan birini tanıma aşamasında iken sevebilir mi? Sevebilir diye düşünüyorum. Çok ayrıntıya baktığımızda hangimiz yüzde yüzüz ki. Ben değilim. Eksiğim hatalarım var. Sabırsızım. Çabuk parlıyorum. Çabuk alınganlık gösteriyorum. Karşımdaki insandan da mükemmel olmasını bekleyemem. Merhametli, şefkatli, saygılı, yardımsever, bir lokması varsa paylaşan bir insanı ince ve zayıf yönlerini görmeyi neden bekleyeyim ki. Özünü görmüşsem, kılcal damara kadar bekleyerek bir insanla geçireceğim güzel vakitleri neden erteleyeyim diye düşünüyorum. Hele hele her gün kendimi yontmama rağmen hala yetersizsem neden başkasında eksik kusurla vakit yitireyim.

Bazen böyle beklerken o kişi başka şehre başka bir yere gidiyor. Eksikliğini öyle hissediyorsun ki, daha çok vakit geçirmediğine üzülüyorsun.

Eksiksiz insan ararken eksilir insan.

Beraberken iyi zaman geçirdiğimiz belli konularda iyi olan insana uzak olmadan değerini vermek önemini hissettirmek gerek.

Varsa söyleyeceğiniz güzel sözler ertelemeyelim.

Güzel insanlar biriktirelim. O güzel insanlarla eksik ve gedikleri her iki taraf içinde karşılıklı tamamlayarak güzel yaşam yolculukları yapabiliriz.

Hayatımıza kattığımız güzel insanlar ruhlarımızın aydınlanma fenerleridir.

E. SELKİ 12.03.2019

KÖTÜ

Bazı insanlar sözle bazıları ise tavırları hatta gülüşleri ile küfreder.
Konuşurken ağzından hoş olmayan kelimeler duyduğum bir çok insanın öyle öğrendiği için kelimeleri yetersiz olduğu için bunu yaptığını, davranış ve kişiliğinde ise bozukluk olmadığını görür ve şaşırırım.
Bir de güzel giyimli, düzgün konuşan fakat davranışları ile, bıyık altından gülmeleri, el şakası yapıp kendini komik sanması, birisi konuşurken gösterdiği tavır ile küfreden tipler var.
Bu tipler bana daha itici geliyor. Samimi değil. İçi kötü. Dışı hayal ürünü.
Düşünsenize mutfakta iş yapıyorsunuz, yaptığınızdan izinsiz elleri ile alıp başını arkaya götürüp ağzını pota gibi kullanıp yiyeceğini yerken ho hoh ho diyen birisi küfür etmemiş midir?
Ya da insanlar ayrıntılı düşünemiyor, cahil davranışlar sergiliyor diye onlara “koyun” diyen kravat takıp elbise giymiş kişi küfür etmiyor mu?
İnsanlara farklı isimlerle, onları dizerek şu, bu, şöyle diyenler asıl küfürbaz bana göre. Bunu güzel söz ifade ve deyimlerle söylenmesi küfür olmasını değiştirmiyor.
Bazen işyerinizde, X  bu işi yapar  dedim diyerek verilen bir işle bile küfür edilebilir..
Aklı ve ruhuyla davranışı denk insanlara denk gelmeniz dileğiyle.

10.03.2019 E. SELKİ

ÖĞRETMEN VE SES

IMG_6447
Öğretmen sınıfa girdikten sonra ona eşlik edecek olan beden dili ve sesidir. Öğretmenin kendisini bütünleyen beden dilini ve sesini kullanma durumu ise dersin ritmini doğrudan etkileyecektir..
Ses sınıfta öğrenciler için de öğretmenler için de en önemli uyaranlardan biridir. Sesin niteliği ve şiddeti dersin verimliliği ile doğrudan ilintilidir. Yükselmeyen, alçalmayan, değişmeyen ses tonu dikkati de etkileyecek ve dersten kopmalar başlayacaktır. Sınıfta dinlenilmek için sesi yükseltmek, öğretmenliğin ilk yıllarında acemiliğin hataya dönüştüğü anlardır.(Boğaz enfeksiyonu sorunu, ses kısıklığı da üstüne tuz biber olur) Sınıfta uğultu çoğaldıkça öğretmen sesini daha çok yükseltir. Uğultulu sesi bastıran ses olmak öğretmen için sınıfta hakimiyet kurmak haline geldiğinde köprüden önceki son çıkış kaçırılmış demektir. Normal bir ses tonu kullanmak gerekir. Sesin derste kullanımına yükseklik ya da alçaklık olarak bakmadan verimlilik olarak bakmak daha anlamlı olacaktır. Sesin dersin akışına göre değişmesi, dikkat çekici anlarda öğretmenin sesi ile sınıfı kontrol edebilmesi ve sesinin üstüne düşünüyor olabilmesi daha yararlı olacaktır.
Sesi iyi kullanmak öğrencileri derse çekmek, dersteki iniş ve çıkış anlarını öğrenciler için fark ettirmek, bireysel geri bildirimleri işe yarar kılmak adına etkilidir.
Çok bağırarak ders anlatmanın işe yaramadığını düşünürüm.buna sınıfı sesiyle sınıfı dövmek diye nitelendiririm.
Ayrıca ,sesinizi boğazınızdan değil de ağız içinde dille dudakla söylemeyi geliştirebilirseniz sesinizi de sağlığını da korursunuz.Boğaz problemi nedeniyle ilaç kullandıkça yöntemi buluyorsunuz.Bu da benim de bir dönem sesimi iyi kullanamadığımın belgesidir.
E.SELKİ 09.03.2019

İNSAN KISIM KISIM

İnsan kısım kısım. Değişik. Yeryüzü ayaklarının altında serilmişken bunu güzel kullanmayıp,tepe tepe kullanıp komaya sokup uzayın derinlikleri ile ilgileniyor. Yetinmiyor.

Bir kısım insan soğuktan sobalı evlerde zehirlenirken, bir kısmı oksijen ve eğlence diyerek dağlarda kayak yapıyor.

Bir kısım insan yeryüzünü bırakıp deniz diplerine dalarken bir başkası gökyüzünde uçma sevdasında.

Bir toplum obezite ile uğraşırken, bir kısmı açlıkla boğuşuyor.

İnsanların limitlerini zorlaması, güçsüzlüğünü, zayıflığını saklama bu mücadele ve çaba ile kendi gücünü ispatlama derdidir.

Oysa ne yersen ye, nereye gidersen git sonunda toprakta son bulacak bir yaşamın var.

Bense var olanı güzelleştirmekten, paylaşmaktan ve hırslardan uzak bir yaşamın daha mutluluk verici olduğunu düşünüyorum. Herşeye saygıyla.

E. SELKİ

KELİMELERİN GÜCÜ

KELİME
Kelimeler canlıdır.
Bazen de küser kelimeler.
Çünkü kullanıldığının farkına varırlar; Bazen dillerde yakışmaz, yan yana gelmeye korkarlar. Bir çok konuşmanın anlaşılmamasının nedeni de budur.
Özden gelmeyen sözcük eğreti kalır.
Kelimelerimizin doğruluğundan içtenlikle söylediğimizden önce kendimize hoş gelmeli ki karşımızdakine geçsin. İçten olmalı ki, davranışlarımızı yönetsin, davranışa dönüşsün.
Anlamını bilmediği bir kelimeyi kullanan kişiye bakın, senkron kayması yaşar. Görüntü ve ses eşleşmez.
Neden şiirler etkilidir? . Çünkü kimse şiir yazmak zorunda değildir. İçten dökülen kelimeler mutlulukla yan yana gelip güzellik oluşturur. Kaynak doğru yerdir çünkü.Kelimeler sonsuz özgürlük değil, ölçü ve içtenlik ister.
Şiir tadında güzel sözler söylemek ve duymayı hak etmek dileğiyle..
E.S